21 Haziran 2011 Salı

Aslan Akbey versus Adnan Bey




Lise bir, lise iki, lise üç dönemleri. Takribi 2002'nin son demleri , 2003, 2004 ve 2005 dönemleri. Kaynamaya başlayan bir dünya. Yeni Soğuk Savaş. Kaynayan gençliğimizle beraber dünyada kaynamakta. Olaylar, ölümler, savaşlar, Irak Savaşı, Acaristan Savaşı, Kadife, Turuncu, Lale devrimleri, Putin'le batının atışmaları, şark meselesi, Avrasya koridoru.
Mevzu büyük... Mevzu derin... Mevzu karışık... E tabi serde tarihçilik olunca, atadan dededen yadigar çizme ve kılıç geleneği söz konusu olunca ister istemez bu mevzular dönerdi kafamızda. Yaşıtlarımıza oranla bu konularla daha çok ilgileniyoruz ama bizde bilgiden ziyade ilgiden doğan komplo teorisyenliği var. Haber programlarında arkasında ortadoğu haritası, jeostrateji, jeopolitika konuşan emekli subaylarla, yazlıktaki emekli öğretmen tadında komplo teorilerine takılıyoruz.
Mekanımızda kütüphane. E tabi arşiv zengin internet baki olunca, komplo içerikli, tarih ve ideoloji soslu öyle geyikler öyle komplo teorileri harlardık ki o muhabbet ateşinde. Kütüphane bizim ve konuştuklarımız yüzünden ve diğer sınıflardan gelenlerle adeta gayrıresmi bir strateji, think thank kuruluşu haline gelmiş. Kütüphane köşelerinde Irak savaşı, Kafkaslar, Balkanlar ve bilumum uluslarası ilişkiler üzerine tarih ve komplo teorileri gırla gidiyor. Yalnız ilginçtir bizim teoriler bir bir tutuyor. Amerika'nın Rusya'nın güçlülüğün getirdiği hayalperestlik yüzünden öngöremediğini belkide güçsüzlüğün getirdiği gerçekçilik duygusuyla biz görüyoruz. Ekibin başıda benim her muhabbet benden çıkar. Amerika derim, Rusya derim, Avrasya derim, petrol, boru, mason, istihbarat derim. Ama o zamanlar toy çağlarımız ağzımıza yakışmıyor jeopolitik, jeostratejik. Bizimkisi "Deli Yürek istihbaratçısı" tadında takılmak. Ama tespitlerim çıkıyor yukarıda dediğim gibi. "Amerika Irak ve Afganistan'da büyük direnişle karşılaşacak başa çıkmayacak, askeri harcamalar ekonomik sıkıntı getirecek" diyorum. Bir, bir çıkıyor. Hatta sonradan hem ekonomik krizin çıkmasına, hem de Amerika'nın çekilme tarihi vermesine şaşırmadım desem yalan olmaz. Ama dediğim gibi şimdi anlıyoruz ki o aralar biz sıkça uçsakta Amerikalı stratejlerin öngörülerinden daha yere basan, gerçekçi tespitler yapıyormuşuz kıymeti bundan menkul. Öyle fazladan bir numarası yok.
Ama o kafayla o dönem böyle algılamıyoruz tabi. Malum serde gençlik var. Hani o yaşta erkekler karşı cinsin ilgisini çekmek için kendilerine yapay karizmalara yaratır, kendine özgü ama imitasyon, Çin malı hesabı fabrikasyon üretimi kafasında kendi kimliğini oluşturur ya.
Mesela rock grubunda takılmaktadır okulda ergen genç. O dönem bizim okulda samimi söylüyorum böyle imitasyon tam 5 tane rock grubu var, 5'i de konser verdi, 8 şarkı çaldılar sıralması hariç hepsi aynı, dönemin popüler, kızların kilise korosu kafasında eşlik ettiği rock şarkıları. Onlarda grup dediysem çalan kişi iki kişidir, geri kalanı bas gitar kafasında takılır. Amaç popülerlik tabi, karşı cinsin ilgisine mazhar olabilmek o arada klasik bir yöntem. Zaten Türk erkekleri arasında "Hatunlar gitar/enstrüman çalan erkeğe bayılır hacı" inancına inanmamak, Fatih Çarşamba semtinde bir Cuma günü çırılçıplak dolaşmak kadar risklidir. İnanmak farzdır hatta ve hatta erkekliğin beş şartından birisidir o derece.

Ya da o dönem meşhurdur, kökenleri Bir Demet Tiyatro'daki Mükremin Abi karakteriyle, Aynalı Tahir dönemine dek uzanır, Deli Yürek ve Kurtlar Vadisi ile yerini perçinlemiştir, böyle imitasyon junior mafya tadında, ağır abicilik oynarlar. İsilik Sevenler Derneği (İsDer) mensubu kafasında en sıcak havada bile paltoyla dolaşma, kantinde elde tespih hatun kesme, okul kavgasına güvenlikten önce müdahale etme gibi bilindik delikanlı kimlik inşasına girişir bazı gençler.
Yada "lise enteli" tadında takılırlar. Bilirsiniz üniversitede topluluk idarelerini parselleyip öğrenci topluluğu kavramını Anadolu beylikleri tadında yaşayan (bkz.Selçuklu benim!) üniversitenin sanat, kısa film ve bilimum entellektüel mevzu üzerine yüzeysel vikipedik görüş bildiren çakma marjinallerinin atasıdır. Lise'de "lise entel"liğinin hakkını verenler, eğer bundan nemalanmışlarsa (aşk mektubuyla kız kaldırma felan) üniveristede de bu huylarını, misyonlarını devam ettirirler. İlk görüşte tanırsınız onları. Kollarının altında kalınca bir felsefe kitabı veya roman taşırlar.( böyle buyurdu zerdüşt,devlet,şato,metamorfoz,1984"vb. Kafka, Boris Vian, Nietzsche gibi kızların gördüğü zaman "aaa "x" mi okuyorsun?" diyebileceği yazarların kitapları. ) Öbür kol altlarında Radikal gibi ansiklopedi kafasını yaşayan gazeteler taşırlar. Rengi farketmez boynuna atkı, şal benzeri şeyler asarlar. Çantalarında "bu hayat beni anlamıyor" türü felsefesel sözler bulunan rozetlerden takarlar (Anraşi'nin a işareti,Che'nin resmi, hepinizin muhakkak gördüğü kızılderili kökenli üç ihtiyar yerli dayı) Suratlarında "Ben dünyayı tanıdım.Gördüm onu boşveriyorum" tipi,her şeyi aşmış her şeye boşvermiş bir yüz ifadesi, durgun manalı bakan gözler vardır. Böyle ilginç yüzük,kolye,kızılderili boncuğu felan takanlarıda görülmüştür. Birde yüzeysel bilginin verdiği bilgi hamallığının getirisi bir züppelik özelliği olarak kendilerini bilgili göstermek için her söze her şeye anti, karşı duruş sergilerler. Öyleki saat 5 deseler onlar "6 veya 4 farketmez zaman insanların ortaya attığı bir bilmem nedir" felan derler. Oysaki bu atkestaneleri dörtte beşte üçte değil, Melis'te, Pelin'de Selin'dedir maksat şekil olsundur. Her şeye atlamadan susarak insanları ve hayatı inceliyorum imajı verirler. Süreklide yazı yazarlarki, kendi hayatının veya günlüğünün basılsa Twilight tadında roman olacağınan inanan yurdum genç kızları da "ay kitap yazıyo belki benden de bahseder" diyerek bunlara prim versinler. Reyting takıntıları Türk televizyonlarına bin basar o yüzden bu şovmenlerin. Kantinde sürekli susarak nescafe içip buğulu cam seyretmek için yağmur duasına bile çıkarlarda kantine dönünce "Tanrıya inanmıyorum ama bir güç var" derler. Bugün üniversite kantinlerinde kafeteryalarda görülen "Agnostsizmin kralıyım/Ceyda'nın, Cansu'nun hastasıyım" ekolünü icad edenler işte bunlardır. Anti kapitalizmi savunur komünizme giydirir gibi yaparlar ve doğru bildiniz marka giyinmezler. Milletin dikkatini bilhassa karşı cinsin dikkatini çekmek için bir şeyler anlatırken, en basit bir meseleyi bile anlaşılmaz hale getirirlerki insanlar üzerinde "Bu okumuş, biliyor hacı" etkisi yaratsınlar. Atıyorum bunlara İstanbul'un Fethi nedir diye sorsan "Osmanlı Devleti'nin 1453 yılında İstanbul'u alarak Bizans İmparatorluğu'na son vermesidir" demek yerine "İslamı bir argüman olan cihad doktrini doğrultusunda Osmanlı silahlı güçleri Bizansı ekarte ettiler." diyerek meseleyi akdeniz salatasına çevirirler. Bu anlaşılamama noktası önemlidir. Zira şamanist kökenli toplumuz, şamanlardan alışmışız ya anlaşılmaza bilgili, dahi gözüyle bakmaya sırf anlaşılmayan denyonun teki olsanız bile emin olun size bir "deli dahi, filozof" yakıştırması yaparlar.
Neyse konudan sapmayalım.
Kısaca dediğim gibi herkesin bir kimliği felan var dedik. Bizde o sıralar yeni bir kimlik üzerinde yoğunlaşıyoruz. Yine bu Deli Yürek, Kurtlar Vadisi dizilerinden esinlenerek bugün sınıflarda tek tük görülen, "uluslararası ilişkiler"den tarihe bir sürü alanda ahkam kesen o gençlerin temelini atıyoruz. İstihbaratçı modunda takılıyoruz. Kafa aynen bu. Ama amacımız kız kaldırmak değil, kendimizi tatmin ve tespitlerimizin inanışlarımızın tutmasının getirdiği genel gaz hali. Zaten bu insanlar kız kesme amacına fazla güdülenmediklerinden kitlesel değilde bireysel kafada takılırlar, iyi bakın. Ama biz bir şekilde sürü oluşturabildiysek bunun etkeni bizde mevcut olan, her Türk vatandaşının derin mevzuları, tarihi, siyaseti çözmüş, devleti kendisine bıraksalar her şeyi çözebileceğini iddia eden bir yapısı olmasından gelir. Malum göçebe kültür, at ve kamçı, siyasetin boylar hiyerarşisine ve derebeylerine dayanması belli bir gelenek var ortada.
Bizde "istihbarat" kafasında takılıyoruz. Rol modelimizde Selçuk Yöntem'in canlandırmış olduğu Deli Yürek'teki Bozo ve Kurtlar Vadisi'ndeki Aslan Akbey karakterleri. Birebir aynıyız ama hareketler, davranış bildiğin yeni bir inanış doğuyor. Yaşadıklarımız ve yaptıklarımızda haliyle buna göre şekilleniyor. Kimliğimizi buna göre şekillendiriyoruz. Bu yüzden bu inanış kütüphaneden sızarak tüm okul hayatımıza siniyor.
Artık hepimizin gırtlağında gıcırtılı bir ses, gözlerimizde soğuk bakışlar var. Sanırsın teneffüs aralarında helikopterlerle Ortadoğu'ya operasyon bölgesine felan gönderiyorlar. Koridordaki yürüyüşümüz ağır abi tayfasından beter, sanırsın sırt çantamızda MP5'le UZI'yle geziyoruz macera filmlerindeki Bruce Willis gibi. İstihbarat kafası dedik giysimizde o şekil. İstisnasız herkes ama herkes, ineğinden popülerlerine asiliğini, sisteme karşılığını ifade etmek yada sıktığı için kıravat takmadığı halde biz kıravat takar, düzgün takar, hırka kazak tam tekmil devlet görevlisi gibi dolaşırdık. Belki inanmayacaksınız sırf o resmiyeti korumak uğruna aramız parfümle bile hoş değil. Bir ses tonumuz, konuşmamız var, "Yarın yazılı var" dediğinde birisi birbirimize manalı gözlerle bakıp aynı anda o pütürlü sesle "Allah kahretsin" derdik. Sanırsın düşman ajanları içine soktuğun yirmi yıldır yetiştirdiğin adamı ortaya çıkarmışlar, yada organizasyonuna köstebek sızmış. Sinema, çarşı ve okul gezileri dahil yaşadığımız her olay ve atraskyion "operasyon". Sinir olduğumuz insanlar "muhasım güç odaklarının katsaları". ÖSS ise "toplumu demoralize etme amaçlı bir tür psikolojik savaş".
Bizim için asıl önemli nokta Aslan Akbey'di. O dönemler ileride gençliğimizi katledecek olan Aşkı Memnu bizim için edebiyat derslerinde ve edebiyat sorularında yazdığımız içeriğini bilmediğimiz ilk batı türü edebiyat ürünlerinden ağır, anlaşılmaz bir romandı. Adnan bey ise, Beyaz Show'un eski Türk filmlerindeki Önder Somer çakması, gülüp geçtiğimiz bir skeç karakteriydi. Zaten biz o sıralarda Bozo'dan Aslan Akbey'e gelmiştik. Okulda "Aslan Amca"ydık, İnternet cafelerde ise Bozo.
Velhasılı kelam biz bildiğin dizi istihbaratçısı modunda takılıyoruz. Bizim millet muhabbetini severde böyle kasanı sevmez. Haliyle bizde pek tutulmadık. Hiç bir getirisi olmadı. Ama biz inatla bu kafa üzerinde bu modda takıldık. Sonra bir ara koptuk ben hala inat ettim. Tatar inadı işte. Hani yukarıda bahsettim ya. İnsan ne kadar güçlü görüyorsa kendini çöküşe o denli yakın oluyor diye. Kızları kafaladığını zanneden rock gruplarımızın dağılıp tarihe karıştığı bir dönemde bizim arkadaşlar gerçekçiliklerini koruyarak bu yoldan vazgeçtilerse de ben kendimi bu kimliğe öylesine kaptırmıştım ki kendimi bununla ifade etmekle kalmıyor, böyle tanımlıyordum. Herkesin beni ciddiye almasını istiyordum diğer yaşıtlarım gibi ama yaptıklarımın sonumu getireceğini bilemezdim. Gittim bu gazla uzun süredir kafamda kurduğum kızın birine çıkma teklifi edicem. Koridorda aslan kesilen, akreplerle dolaşan operasyon adamı söndü gitti kızın karşısında kuzu gibiyim hatta yanımda kuzu yedibaşlı ejderha gibi kalır o derece! Kız bekler, ben susarım, kızarıp bozarırım. Bir yandan içten içe muhasebesini yapıyorum son üç yılın. Ben bunun için mi uğraşmıştım, bunun için mi okumuştum. Tahmin edersiniz sonucu: Reddedildim. Dünya başına yıkılır bu dönemde insanın ama o yaşta bilirsiniz insan denyoluğa fazla meyilli olur bende de o var. Kız reddetti diye üzüldüm ama bir yandan da "Benim istihbarat kafasını nasıl anlayamadı?" diye ağlıyorum. O günlerde şunu iyi idrak ettim ki insan kimliğini kendisi için oluşturduğu sürece mutlu ve bu şekilde kendisi olabiliyor. Kızları etkilemek amacıyla yapılan her hareket daha baştan başarısızlığa mahkumdur. Bu yüzden rockçılar ve ağır abilerin paltolarıyla gitarlarını yatak altlarına sakladıkları o dönemde ben Aslan Akbey vurulalı bir yıl olsa da kendi kimliğimi yeni gömdüm. Artık Aslan Akbey gerçekten ölmüştü.
Aslında yaşıyordu yaşamasına, kafalarımızda, hayallerimizde, üç kıtadan geri çekilen dedelerin rüyalarını dnalarında taşıyan torunlar olarak zihinlerimizde. Yani Aslan Akbey ölmemişti. Onu ve hayallerimizi kız kaldırma, kız etkileme, aşk, nefret ve entrika merakı ortadan kaldırdı. Uçkur belasına yediler Aslan Akbey'in başını. Bir gün eski romanları diziye çevirme sevdası hortladı Türk televizyonlarında ve bizim gençliğimizin kahramanını asıl o zaman öldürdüler. Reddedildiğim de bile yaşıyordu düşünün ama Adnan bey, boynuzlar, yedi Aslan Bey karakterini bitirdi azizim gül gibi karizma söndü gözümüzde. (Tabi Aslan Albey karakteri bağlamında yoksa Selçuk Yöntem bu nereye sönüyor)

Velhasıl kelam Aslan Bey efsanesini Pala değil dizi sektörü bitirdi azizim. Bizim ancak ve ancak kütüphanede yaşatabildiğimiz bir karakteri Pala'nın adamı Bedir'in kurşunları değil Bihter'le Behlül bitirdi. Rusların Amerikalıların devrimler ve değişimler üzerine kapıştığı yeni bir Avrasya kuşağı sezonunu böyle açtık biz.
Hakikaten bir dönemin bitişi diyebileceksek bunu dikkate alabiliriz... Yine de her şeye rağmen mekanın her daim anılarımız olsun Aslan Amca...




27 Nisan 2010-Edirne


Daha önce yapılmış yorumlar:
Yazan: yubingjun | Tarih: 2010-05-19 17:15:20
Giriş kısmın şahane olmuş bizim kuşağın ergen halini olduğu gibi anlatmışsın. Aslan ve adnan mevzusunu ise giriş kadar uzun tutmamış kestirip atmışsın. En sondaki \"Velhasıl kelam Konu: yorum yok mu var yahu :)
Aslan Bey efsanesini Pala değil dizi sektörü bitirdi azizim.\" Bitirici bir vuruştu ve gol oldu. :) Bozodan Aslana geçiş ve zirvede ölmesiyle hiç unutulmaz dediğimiz adam Adnan olunca nasıl mevkisini kaybetti bunu anlatabilmişsin. Forumlarda çok takılan birisi olarak son sözüm; Paylaşım için teşekkürler emeğine sağlık +rep :D

Yazan: elif| Tarih: 2010-04-27 16:21:27
Konu:
Berk çok eğlenceli bir yazıydı, o bahsettiğin \'ergen gerisi sefillerden\' üniversitede çok var. Hatta üniversiteden çıkıp ergenlikten hala çıkamamış bir sürü insan var ve tek amaçları başkalarını etkilemek. Bunun için aslında kendilerini yansıtmayan, hatta ilgi alanlarına bile girmeyen bir şeyleri öğrenmeye çabalıyorlar. kendileri değil başkaları için yaşıyorlar.Aslında hepimiz o dönemlerden geçtik.Önemli olan kazasız belasız atlatmak, bir kimlik ararken içi boş yamalı bohça gibi bir kimlik edinmemek.Burada yazdığın sahnelerden birini sanki bir yerlerden hatırlıyor gibiyim:)) Birde bir şey itiraf edeceğim bende kravatıma anarşizm işaretli rozet takıyordum:))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder