21 Haziran 2011 Salı

CER(e)N yada Atlas Deneyi



(Yazım hatalarını mazur görün, 2008’de yazıldı. Y.D.T’den Efe ile o meşhur yapılmamış şaka hakkında konuştuğumuz (kısmen Eli Ayağı Düzgünlerin Saltanatı başlıklı yazıda bahsettim) günleri takip eden günlerde.)

"İşte dünyanın sonunu getircek kara deney!"
Meşhur deneyin başlamasından bir ay önce bir kanalda spiker Atlas Deneyinden bu şekilde bahsetti ve ilk kez duydum. Normalde tarihle ilgilenen birisi olarak ilgimi çekmedikçe son bilimsel gelişmlerle pek ilgilenmem ama "kara deney", "dünyanın sonu" gibi kelimeler bir cümlede üstelik bir film yada kitap dışında bangır bangır bir haber stüdyosunda söylenince ister istemez dikkat kesildim.

Gecenin dördünde maksat ekran dolu görünsün diye verilse bile dikkatimi çekmişti. Uykusuzluğumun zirvesinde, ekranda deney namına fonda Copolla'nın Dracula'sının giriş müziği eşliğinde Frankenstein filmlerinden arak ölü diriltme sahnelerini görünce ister istemez o kafayla "Ulan Dr.Frankenştayn herhâlde ölümü hakikaten yendi, kadınsız üremeyi buldular, kadınlar tedavülden kalktı, apaçiler ve abazanlar şokta" diyerek dalga geçecektim ki Cern'den Atlas'tan protonlardan ve kara deliklerden bahsedince ister istemez dikkat kesildim. Her ne kadar ortalama bir sözelci olup, lise bir de fizik dersinde fantastik kurgu romanlar okumuş biri olarak konuya vakıf olamasam da belli ki korkunç bir şeyler olmalıydı.

Ciddi ciddi kafayı taktım ve her yazar gibi hayal ettim. Dünyanın sonu mu geliyordu gerçekten? Olabilecekmiş gibi ve gerçekten dünyanın sonu gelmişçesine hayallere dalarak konuya eğildim. Gerçek bir filmin içindeydim. Hani Emerich tarzı filmler olur ya tek bir kahraman her şeyin farkındadır dünyanın sonunu bir o anlamıştır. Aynı o filmlerin başlangıcı gibiydi. Sonradan yaşadıklarımı görünce de haksız olmadığımı anladım zira yaşadığım şeyler artık klişeleşmiş Amerikan felaket filmlerinde farklı değildi. Nasıl bir klişeyse okuduğunuzda göreceksiniz birebir yaşadım!

Ciddi ciddi düşündüm dünyanın sonunu. Çılgın deneyler yürüten bireysel profesörün değil daha toplu bir çalışmanın kurbanıydık bu sefer. O gün oturup sabaha kadar internette bu deneyle ilgili araştırmalar yaptım. Ama hiçbir şey anlamdım. Anladığım şeyler başka şeylerdi. İlkin tarihle ilgilenen birisi olarak insanlığın yazıyı bulmasından yani bilgiyi aktarmasından itibaren geçen 5000 yıllık süreçte geldiği nokta şaşırtıcıydı. Taşları işleme evresinden yaşadığımızı evreni bitirme noktasına gelmiştik. Hatta habere göre ve internette okuduğum kara delik menkıbelerine göre yok olmak mümkündü.

Ama asıl mesele bu değil. Bu bilgilere ulaşabilecek insanları gözlemlediğimde insanları oldukça sakin ve her şeyi kabullenmiş bir şekilde gördüm. Dünyanın sona ermesine değil de asıl şuna şaşırıyor ve sinirleniyordum. Kime sorsam ya bilmiyordu ya boş veriyordu. Genelde herkes "bi şey olmaz be" diyordu. Böyle fizikçi gibi değil de elden ele karpuz atan karpuzcunun karpuza yaklaştığı gibi dünyaya o gözle bakan insanlara şaşmıştım. Sonra eve gelip internetin başına yine çöküp önce vikipedia'ya sonra sözlüklere baktım. Çoğu insan uygarlığın çöküşüyle dalga geçiyordu! Tamam, uygarlık savaşı falan getirmişti, hepimiz bir gün ölecektik ama bunun topluca ve karanlık bir çukur tarafından yutularak olmasının nesi komikti anlayamadım. Kimi de fizik bilgilerine dayanarak aslında basit deyip bir şeyler yazıyorlardı. Gerçekti kuşkusuz da anlamamıştım. Neticede sözelciydim bu konularda hiç bir bilgi birikimim yoktu.

Bende gidip sayısalcı bir arkadaşıma danıştım. Eve gittim yoktu. Kahveye gitmiş. Öztürk kıraathanesinde okey oynuyordu. Ona sordum. Oda takma böyle şeyleri felan dedi. Meşgul görünüyordu. Yoldan bir kız geçti gülüştük. Bir başka kız kahve yönüne baktı iki kişi kendisini kestiğini, bir ise aşık olduğunu söyledi. Aslında filmde pardon olayda şu noktayı belirtmeyi unuttum. Bu soruları sorduklarım yaşıtlarımdı (en büyüğü 86’lı LGS’yi gören kuşak) ve hepimiz meşguldük ama C(e)ren yada Merve deneyleriyle meşguldük biz. Sıtkım sıyrıldı. Tövbe tövbe! Uygarlık bitmeye yakınken bir ben umursuyordum bunu lan koca memlekette. Aha işte mevzunun Hollywood’un felaket filmlerine döndüğü mevzur burası. Klişenin dibini bulmuş bir Amerikan felaket filminin tam ortasındaydım, derdini anlatamayan profesördüm.

Ama sonra ünlü yorumlarını okuyunca işin seyri değişti. O zaman bildiğin ZAZ ekolünden absürt bir komedi filmine dönüştü. “Dünyanın sonu geldi, Marduk’un seksi resimleri için tıklayın” başlığının beklentisi içinde Hürriyet arşive girip mevzuyu kurcaladım. Gazeteciler mizahın damarını iyi biliyor, olabilecek en sansasyonel bilgileri(!) verebilecek ünlülere mikrofonu çoktan dayamıştı.

Mehmet Ali Erbil: "Bu bilimsel bir olay ve bilim adamları bilmediğimiz bu şeyin sonuçlarını herkesle paylaşacaklar. Herkes için hayırlısı olsun diyorum. Yeter ki dikkatli olsunlar da dünyayı patlatmasınlar da o bilim adamları! Bir de Stephan Hawking deneyin sonuçlandırılamayacağına dair 100 dolarlık bahse girmiş. Sonuçlansın, ben 1000 dolar vereceğim." Uygarlığın çöküşüne at yarışı misali yaklaşım... Mahallenin çocukları da pepsisine iddiaya girebilirler o zaman...

Tuba Özay: "Einstein teorisi nasıl Newton’u geçtiyse, şimdi de Einstein’ın teorisini çürütmeye çalışıyorlar. Ben Einsteincı olarak evrenin sonsuzdan gelip sonsuza uzanan bir yapıda olduğunu düşünüyorum. Kara deliklere ve “dünyanın sonu geldi” lafına inanmıyorum. Dünyanın sonunu yine insan getirir." Deneyi yapanlar insan değil mi?

Ve üstadı azam Mustafa Topaloğlu: "Bu deney bigbang (büyük patlama) teorisiyle mukayese edilemez. Zararlı bir şey olacağını sanmıyorum ama çok faydalı bir sonuç da çıkmaz. Çünkü kâinat kendi sırrını içinde saklar. Dünyanın son günüde olsa olacaklar kaderdir. Alın yazısı bir yazılımdır, yazılım da kaderdir. Kadere inanmayanlar ise aptal insanlardır." Uzaylıyım filan diyordu bir bildiği vardır dedim ses etmedim.

Helin Avşar: "Ben bu deneyin sonucunu bilmek istemem şahsen. NASA nasıl ki bazı şeyleri biliyor ama açıklamıyorlarsa, bu da öyle olmalı. Dünyanın sonu mu gelecek, Einstein nelerde haklı nelerde haksız gibi bir sürü tartışma çıkacak yine. Allah korusun ama dünyanın sonu gelecek olsa ailemle birlikte olurdum" ailesiyle beraber olurdu... Hımm... Yılbaşı tandansı ama budur şudur dememiş benden farklı değil yaklaşımı.

Neyse sonra bu verilerimi gözden getirince zaten uygarlık olarak bittiğimizi anladım. Üzerine bir de 2020'de depresyonun en çok öldüren birinci hastalık olarak tarihe geçeceğini okuyunca daha bir anladım. Zaten her şeye doymuşuz. Uygarlık neyimize gerek artık? Alırız elimize silahı Mad Maxcilik oynarız Anadolu kırsalında. Avrupalıları bilmemde memleketimizin yarısı göçebeliği en son 1840'larda 50'lerde bıraktığından göçebeliği tekrar kolay alışırız herhâlde. Ama vahşeti ve yıkımı hemen hemen tüm insanlık olarak kanıksadığımızdan alışkanlığımız zevke de dönüşebilirdi.

Peki CERN ya da Atlas Deneyi dünyayı değiştirecek miydi? “Ya teknik yardım!” diyerek okuldan arkadaşlara sordum fizikçilere yani… “Kara delik mara delik korku hikâyesi abi ufak açılıyor onlarda kayboluyor” dediler iyi dedim bir şey olmayacakmış. Yani fantezim yada kabusum gerçekten düşmüş.

Şimdi Cern deneyi tamam. Peki o meşgul olduğumu öteki deney ne olacaktı? Ya Ceren deneyi, Merve deneyi, Ahmet deneyi, Alper deneyi? Deneme yanılma yöntemiyle yok ediyorduk her gün birbirimizi. İşin kötüsü birbirmizden hoşlandığımızı, büyülendiğimizi sanıyorduk. Kızlar bir araya geldiğinde “O çocuk beni kesmişti o gün” diyoruz, erkekler bir araya geldiğinde “Beni kesti lan” diyoruz. Diyoruz ama aynı benim dünyayı kurtaran gözlüklü kahraman gibi kendi kendimize gelin güvey oluyorduk. Bir bok olduğu yokta haybeden meselelere ömür harcıyoruz sizin anlayacağınız.

Adam adamın puştu, kadın erkeğin Dr.Caligari’si olmuş hani bilen bilir, sinemadaki ilk çılgın profesör tiplemesidir, Dr.Frankenştayn’dan esinlenmiştir. Ne yapıyordu Caligari? Canavar yaratıyordu. Niye? Kendisi ölüme son verebileceğini savundu. İşte bizde aşkı bulacağız, başka bedende kendimizi seveceğiz diye heder oluyoruz. Her deneyimiz ardımızda kanlı canavarlar bırakıyor, onlarda gidip bir sonraki kurbanın ağzına sıçıyorlar. Hayatımız siyah beyaz bir korku filmi senaryosu yani sizin anlayacağınız, bir bok olduğu yok.

Gene gece olmuş, gene gece haberlerini izliyordum. Rusya nükleer denemesi yapmış ve bir kaç nükleer füze "hediye" etmiş Venezüella ve Ekvator’a. Amerika’yla kriz çıkmış. Nükleer silah görüntüleri gösterdiler. Şirinlerin evi olan orman mantarlarını seyreder gibi milyonlarca insanı yok edecek olan o dumandan mantarı yine seyrettim. istemsizce kelimeler döküldü ağzımdan: "Ben böyle uygarlığın.........!!!"

23 Eylül 2008 – Edirne

Post Scriptum/Dipnot/Hamiş/Derkenar: Ne diyordu meçhul bir şarkıcı? “Kafam güzel! Dünya güzel! Her şey güzel! Sen güzelsin, güzelsin!” O güzel ya koy g.tüne rahvan gitsin, salla Atlası İsviçreyi Cerni peeeh!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder