21 Haziran 2011 Salı

Çirkin Şansı

Yeryüzünde kuşkusuz akıl sır erdirilemeyen bir sürü şey vardır, olacaktır da ama kuşkusuz bunlardan en anlaşılmaz olanı, İsviçreli bilim adamlarından Praglı simaygerle kimsenin çözemeyeceği şey “çirkin şansı”dır. Belki biraz karanlık bir tınısı var ama herkesin beğendiği, “bende olsa var ya” dediği türden bir kavramdır “çirkin şansı”. Ama kestirilemez yönüyle de bir o kadar rahatsız edicidir, korkutmasa da insan hafiften bir huzursuzluk hisseder.
Pek araştırmadım, okuduğum kitaplarda rastlamadım ama tahminlerime göre eski zamanlardan sağlam bir büyücünün işi olmalı. İlahi bir şey değil çünkü biraz şeytani ve hilekâr bir kavram. “Ulan yanındaki kıza bak birde şu öküze bak!” cümlesinin ortaya çıkışının nedenidir “çirkin şansı”. Adaletsizdir.
“Anti-Hero”, “Tutunamayan”, “Kaybedenler Kulübü” triplerine yatarak ufak çapta Haçlı Seferlerine girişen hemcinslerimi ayrı tutarsak bizim gibi daha kenarda kalmış tipler, bizden daha iyi görünümlü birini gördüğümüz zaman “İyi gen-kötü gen” kavramlarına rağmen bu durumu hep bir adaletsizlik olarak algılarız. Onlar mücadeleye daha 1-0 galip başlarlar, stratejik noktaları işgal etmiş inisiyatifleri elinde tutan muhasım kuvvetler gibidirler. Karşı çıkarız, içimizdeki muhalif uyanır. “Onun ayrıcalığı ne, ama bu haksızlık” diye söyleniriz. Zannımca bu adaletsizlik ilahi bir karar olmalı ki geçmişten günümüze ideal kadın tipi değişse de ideal erkek tipi belli değiştirmelere rağmen hep aynı kaldı. Bu daha çok önceden kurulmuş bir oyun gibidir. İşte “çirkin şansı” dediğimiz bizlerin çıkış noktasıdır. Bizleri es geçen bu oyunda hayta kalmamızı sağlayan yegâne şeydir belki de şeytanın bizzat kurguladığı bir hiledir kim bilir?
“Çirkin şansı” öyle değişik, öyle acaip bir şeydir ki kesin sınırlarını belirleyemesek bile hem bizlerden, hem onlardan sıklıkla karşılaştığımız bir şeydir. Öyle şeyler yapar, öyle zamanda size öyle fırsatlar sunar ki, iyi gen taşıyan ebedi galipler “Ama bu haksızlık, çirkin şansı işte” diye çemkirmeye başlarlar. İsim olarak bu adı onlar koymuştur. Bir aşağılama vardır apaçık “Çirkin şansı” diyerekten ama bu aşağılamaya rağmen arzulanan, istenen bir insanı gerçek adaletsizlik duygusunu yaşatan bir kavramdır.
Ben başta büyü müyü diye geveledim ama biraz inceleyince aklıma başka teorilerde geldi. Belki de bizler dış yönlerimizi fazla kullanamadığımızdan, sürekli içyapı teyakkuzda olduğundan zaman içerisinde her türlü fırsatı değerlendirecek hale gelen, stratejik düşünebilmeyi başarabilen taktisyenler haline geliyoruz ve bunları yapamayanlar hem çirkin hem şans diyerek aşağılıyorlar ama içlerinden kendilerinde olması için delicesine bir arzu duyuyorlar. Bence asıl sebep bu olabilir ama bu gözler öyle şeyler gördü ki “Kesin büyü var lan bu işte” diyorum orta çağlı atalarım gibi.
Bir gün oturup bir kâğıda “çirkin şansı”nı yaşadığım olayları yazdığımda bunun taktisyenlikle alakalı olmadığını, daha girift ve daha garip bir kavram olduğunu gördüm. İnsanların neden bu denli arzuladığı bir şey olduğunu anladım.
Çirkin şansı özenilecek bir şey olsa da biraz da huzursuz edicidir. Çünkü kestirilemez. Olmayacak yerde vuku bulurken, en ihtiyaç duyulan anda terk edebilir. Belki de “çirkin şansı” dediğimiz “koruyucu bir ruhtur” ve bize yardım etse de arada bir geldiğimiz yeri unutmayalım diye bizi yalnız bırakmaktadır. (Şamanlara sormalı…) Bu yönüyle korkutucu görünse de aslında bizim gibiler için bir ödüldür. Belki gerçekten bu da ilahidir. Herkesin ayakta kalması için direnebilecek bir şeyi vardır ve bizim gibilerin tek dayanak noktası “çirkin şansı”dır kim bilir?
“Çirkin şansı” bizim gibiler için bir lütuftur ama vampirlerin laneti gibi bir şeydir aynı zamanda. “Çirkin şansı”yla her kapı açılabilir, hükümdarlığa kadar oynayabilirsiniz ama tek püf noktası vardır. Nasıl karşı tarafın elde edemeyeceği şeyler sizin elde edebileceğiniz şeylerse, aynı şey bizlerin elde edemeyeceği şeyler için de geçerli. Onların doğal kazanımları, bizim için hayali bile imkânsız bir güzelliktir. Bunu onlar elde edebilir ama ister büyü, ister koruyucu ruh, ister taktik zekâ sonucu fırsatları değerlendirme deyin, bizim gibilerin pek elde edebileceği bir şey değildir. Onlar gibi olamadığımız için “çirkin şansı” bile aciz kalacaktır her daim. (Ne olduğunu yazmayacağım zaten anlamışsınızdır)
Bence her iki taraf içinde adaletli olmasa da, kendi içinde adil bir denge söz konusu. Onların sahip oldukları şeylere biz sahip olamıyoruz, bizim sahip olduğumuz şeylere onlar sahip olamıyor. Bir tarafta Eros’lar, Afroditler, Umay’lar, diğer tarafta Hades’ler, Lilith’ler, Erlig’ler… Yeraltıyla, yeryüzünün ebedi mücadelesinin farklı bir cephesiyiz sadece. Hepsi bu. Tek yapabileceğimiz elimizdekilerle yetinmeyi bilmek ve karşı tarafın zayıflıklarını kendi lehimize kullanarak nemalanmak. İnsanlık yaşadıkça bu mücadele farklı isimler altından ve farklı kavramlar üzerinden sürecek. Bir taraf bir tarafı ebediyete dek yok edene kadar sürecek bu ve bizler “Ama onlar iyi gen’e sahip, haksızlık bu” demeye, onlar da “O tiple nasıl becerdi? Çirkin şansı işte…” demeye devam edecekler.
Ve o zaman geldiğinde kimin galip geldiğini anlamak için tarihi yazanlarla bakacaksınız. Tarihi, Olympos kumsalında gitarlarıyla ateşler etrafında oluşturanlar, savaşçı şamanların eski geleneklerini tamamen sildiğinde ya da eskinin hortlaklarının uygarlığı tamamen boğduğunda…
Size söyleyebileceğim son şey, elinizdeki hediyeye sahip çıkmanızdır. Böyle bir savaşın galiplerini belirlemeyecek kadar aciz de olsak en azından yaşadığımız anın tadını çıkarmak güzeldir.
Deli şaman böyle söyledi, böyle de yazıldı…
14 Ağustos 2009-Edirne

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder