22 Aralık 2011 Perşembe

Soğuk Savaş Gazileri


            Madalyasız yahut yarasız gezen tek gaziler, Soğuk Savaş gazileridir. Bizden önceki kuşak, çocukluğu 1960’lara tekabül eden kuşaktır. Onlar ne cephelerde görülmüşlerdir, ne de “Ben ön saflarda gemi taşladım” yahut “Biz olmasak buralara gelirlerdi” deseler bile doğrudan tarihe müdahil olmamışlardır. Sen ben gibi sıradan insanlardır. Zaten bilen bilir Soğuk Savaş cepheden ziyade zihinlerde cereyan eden bir savaştı ve asıl çatışmalar ideolojik yönler üzerineydi.
Artık kaçı sağ kaldı bilmem, eskiden televizyonlarda bazen İkinci Dünya Savaşı gazilerini gösterirlerdi. En son 2005 senesi Nisan ayında, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişinin 60. Yıldönümü nedeniyle bir tören düzenlenmişti, Alman, İngiliz ve Amerikan savaş gazilerinin katıldığı töreni göstermişlerdi. Göğüslerinde nişanlarla arzı endam etmişlerdi. Bizim Call of Duty’lerde vuruştuğumuz, Band of Brothers dizisinde izlediğimiz meşhur Naziler ve Yankiler yanyana törene katılmışlardı. Kıbrıs ve yakın dönem gazilerini gördüm. Kore gazilerinden de rastladığım oldu. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı dönemlerinden tanıdıklarım sadece aile büyükleri yaşlanmış ninelerdi. Tanıdığım tek erkek savaşa katılmıştı hatta cihan harbine bile katılmıştı ama Antep çetelerinin yanında vuruştuğunu söylemişti. Gazilerinden tanıdıklarım bir tek fotoğraflardır. Eskilerden duyduklarım ya nişan yahut para gösterirler ya da savaş yaralarını.
Soğuk Savaş gazileri tek bir nişana bile sahip olmamıştır, savaş yaraları (eğer bir sokak çatışmasında arada kalmadılarsa) yoktur ama asıl savaş yaraları zihinde kalmıştır. İnsanlarda da hala etkisi sürmektedir. Halen ekmeğini yiyebilmektedirler. Dolayısıyla milletin en ekmeğini yediği mevzudur. İster romantik hayallerden bahset, ister onu bunu korkut, istersen düşmanını kötüle. Yıl olmuş 2011, hala Sovyet geyikleri Amerikan geyikleri sürüp gider. Şimdi buna devletler arası politikada rastlasak sıkıntı yokta sokaktaki adamda bile emarelerini görünce ister istemez tarihçi bünye şaşırıyor.
Birde meselenin öbür yönü var. Soğuk Savaş’ın zihinlerimizde bıraktığı ve bilinçaltına at-a-maya çalıştığımız karanlık yönü. Detaylarını tarihte bulabileceğini korkutucu anılar, anlatılar. Tarih sahnesinde her dönemde bir cambaz, o cambazı gösteren bir yankesici ve o cambazı seyredip uyardığınız zaman sizi salaklıkla suçlayacak olan bir kitle her zaman olmuştur. Adam bir görüşe sahiptir ama karşıt görüşe sahip bir odaktan silah alıp kendi karşıt odaklarına satmaktadır, dersin ki “Ulan o zaman çatışma matışma diye milleti birbirine kırdırmışlar!” Cambazı ağzının suyunu akıtarak izleyen o kitle bu sefer size hak vermektedir: “Ya işte o kadar görememişiz!” diyerek savunurlar kendilerini. Günümüzde yine başka cambazlar oynamakta geçmişinden ders almayan insanoğlu yine cambazı seyretmede varsın olsun, ne yapacaksın tarihte tekerrür edeceği varsa ediyor zaten huy bellemiş.
Soğuk Savaş’ın insanlara, bizlere, gazilerine kazandırdığı kötü bir alışkanlık var. Yeri unutulmuş mayın gibi, patlamamış füze gibi bir şey. Ötekileştirerek batırma, yerin dibine sokma ve insanları korkutarak ondan soğutma. Ötekileştirme bildiğin soğuk savaş, kaldığı dönem ve tanım itibariyle o devrin silahı. Bunu yakın bir zamanda sarih bir örnekle yaşadım, ondan sonra oturup kaleme aldım bu yazıyı.
Fi tarihinde, ismi bana kalsın yanyana iki dükkan ara sıra yemek yemeye gidip gelirdik. İkisinin de sahibi tanışıyor aslında ama ikisinin de sektörü aynı olunca ve inceden rekabet duhul olunca araya bir soğukluk girmiş. Birine A dükkanı ötekine B dükkanı diyelim. Biz B dükkanına gidip geliyorduk genelde ama arada A dükkanına gidip geldiğimiz de oluyordu. Özellikle bir önceki yazıda bahsettiğim Ajan C. ve ben o dönemler yemeğe oraya gittiğimizde o genelde B’ye giderdi ben ise A’ya giderdim. B’deki abide beni kazanmak için olacak rekabet duygusunun verdiği hislerle gizliden bir “soğuk savaş” yürütmeye başladı bize karşı. Bu B’deki abi çok muhabbet adamdı, saatlerce konuşurdu. Köylerin sulama sisteminin kendisine olan ihtiyacından Trakya kırsalında avlanmaya gelen zenginlerle olan geyiklerine kadar bir nice konudan saatlerce bahsedebilmektedir kendisi. O dükkanda yemeği hazırlarken  bizde arada Ajan C. ile muhabbet ediyoruz ki iki tarih meraklısının konuşacağı konular aşağı yukarı bellidir, genelde güncel siyaset üzerinden gidiyor felan. Adam bizi o Osmanlı’lı, Selçuklu’lu, Teşkilat- Mahsusa’lı muhabbetlerden sonra bizim muhtemelen muhafazakar olduğumuza kanaat getirdi ki muhabbetti aldı getirdi döndü dolaştırdı A’daki abiye getirdi. A’daki adamın sol görüşlü olduğunu felan anlatıyor ama öyle böyle değil. Şimdi biz ilk başta uyanamadık mevzuya A abi’yi biliyoruz hakikaten öyle midir değil midir bilmeyiz sonuçta bizim asıl muhabbettimiz yemek yemek. B’deki abi de bizi böyle belleyince girdi muhafazakar damardan hem de ne girme. Yok oraya girip çıkan tekinsizlerden bahsetti, yok adamın mazisinden bahsetti felan. A’daki abinin de hakikaten geçmişinde bir ara casusluk suçuyla yargılanmışlığı var ama Soğuk Savaş dönemi sonuçta, adam solak diye takibe takılıyor, dükkana sağ ayağı ile girdi diye tepki görüyor öyle bir dönemde suçlanmış neyden sonra alakasızlığı anlaşılmış çıkmış felan karışık bir başka Soğuk Savaş hikayesi. İşte bu B abi, A’daki abinin bu mazisini kendi defter-i kebirinden hatıralarla naklediyor. İnceden bir soğuk savaş durumu, “Ona gitmeyin” mesajı felan. Trakya’da bazı yerlerde esnaf arasıda bazen çıkar böyle rekabet ortamı küçük yer olsa bile bu da o kafada bir şey sandık ama adam bayağı bayağı bizi manipüle ediyor o derece! Neyse biz çok deşelemedik esnaf rekabetidir diye çokta üstünde durmadık, kayıntımıza baktık sonuçta.
Neyse günlerden bir gün yine B’deki abiyle muhabbet ediyoruz, anılarını anlatıyor felan uydurmak için mi attı yoksa gerçek mi bilmem bir anısını anlattı. Fi tarihinde bunun ta mübadele zamanı Yunanistan’da kalan bir amcası var, adam İsviçre vatandaşlığına da geçmiş sonradan ve adamın olayı İsviçre’deki silah mafyasıyla işbirliğiymiş anlattığına göre. İsviçre, silah kaçakçılığı ve dönem Soğuk Savaş olunca birden kulaklar dikildi bizim. Bence muhtemelen sırf dükkanda muhabbete tutmak için yaptı bunu ama, anı olma ihtimali de yüksek. Geçmişinde böyle birini görmüş yani. Dedim: “Abi şimdi İsviçre, çift vatandaşlık felan diyorsun birde o dönemde silah kaçırıyor kesin bunun oranın istihbaratıyla ilgisi vardır, Gladio geyiklerine kadar gider.” Dedim ama öyle tehditvari değil daha çok tarihsel bir bilgiyi paylaşmıştım. Aga bilemeyeceğini söyledi sonra yine bir şeyler anlattı en son bir anı daha kaçırdı ağzından. Bu amca hastalanıyor, kendisini çağırtıyor yanına. Aga Edirne’den İstanbul’a gidiyor, İstanbul’da İsviçre konsolosluğunun hızlıca pasaportu çıkartmasıyla yahut özel izinle İsviçre’ye amcasının yanına gidiyor. Bu noktada anıyı kesip ağaya o dönemde pasaport işlemini nasıl hızlıca halletiğini, İsviçre konsolosluk görevlisi varsa kesin senin amca istihbarat mevzularına girmiştir felan dedim bir şey demedi. Varsa bile kendi dahi bilmiyordur bence.
Dükkandan çıkıp evlere dağıldığımız sıra Ajan C. hayatının tespitlerinden birini yapmıştı: “Oğlum yan taraftaki adama Sovyet Casusu diyor kendi de Gladiocu çıktı iyi mi!” Biz evlere güle güle dağıldık haliyle.
Soğuk Savaş buydu işte. Savaş sonrası yanyana dükkan açmış iki eski uzaktan ya da iftirayla, yada uydurmayla bu savaşa bulaşmış eski gaziler rekabetle, esnaflıkla kavrulup gidiyorlardı.
Başlangıçta Soğuk Savaş’ın soğuk savaş olarak zihinlerde cereyan ettiğini yazmış mıydım?

22 Aralık 2011 – Edirne


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder