3 Mart 2012 Cumartesi

Antihümanist Manifesto ve Hümanizmin Gerçek Yüzü

Arada lise filmlerinde popülerler yerine piramitin altındakiler, akran baskısına maruz kalanlar gösteriliyor. Bunlar ya bir dönem bizim gibi "farklı" olan yönetmenlerin o dönemi anlatması ya da o dönemlerde kitleye uyarak farklıları ezen popüler kökenlilerin günah çıkarması.
Ne olursa olsun hiç birimizin reddedemeyeceği bir realite var ortada...
Lise koridorlarında bir hortlak dolaşıyor. Antihümanizm hortlağı. Bütün ergen psikolojisini sahiplenen popüler sürüleri, "akran baskısı" adı altında,  bu Antihümanizm'e karşı kutsal bir sürgün avında el ele vermişlerdir. (Evet gönderme he he...)
Kavramlar karışmış değildir demek istediğimi anladınız. Bugün insan dediklerimiz kendinden farklı olanı ezen bir canavara evrilmiştir. Şu halde antihümanizm bizim kurtuluşumuzun tek yoludur. İçimizdeki insana ve sürü psikolojisine dur diyen ve her türlü tehlikeye rağmen farklı kalabilenler, bir gün antihümanizmi keşfediecekler ve içimizdeki canavar olan insana bir dur diyerek zamanımızın "asıl gulyabanisini" geçmişin karanlıklarına gömecekler.
Kendilerine insan diyen "koridor popülerlerinin", etrafını çevirip hayatını cehenneme çevirmekte oldukları "farklılardan" kafalarını çevirerek buraya baktıklarını ve akran baskısına ara verdiklerini görmekteyim. Madem durdunuz o halde dinleyin ve artık kendinizin ne olduğunu görün!
Siz koridor popülerleri! Size, sizi anlatıyorum! Her şeye rağmen antihümanizmin samimiyetiyle! Sebep oldunuğunuz kötülüğü ifşa ediyorum! Kendi canavarlığınız yetmiyormuş gibi başka canavarların da ortaya çıkışına neden olan sizler! Kendi değerlerimizi anlatmak yerine sizin değersizliğinizden bahsetmem herşeyi daha açık bir şekilde gösterecektir!
Aslında sizin o sessiz sakin çocuklara saldırmanız gayet doğal. Tabiat kanunları gereği güçlü zayıfı ezer kanunu bir yana ergen psikolojisi, toplumun sosyo-kültürel yapısı, tarihsel nedenler ve günümüz genç kızlarının karşı taraf üzerinde karşılıksız tahakküm kurma isteklerinden ötürü ve sırf kendilerine değer verildiğini anlamak için erkeklerin kendisi için kavga etmesi gerektiğine inanmasından doğan sebepler de var. Ama şunu da unutmayın ki siz bu yaptığınızla bir canavar yarattınız!

O okul katliamlarının, cinnetlerin, zincirleme cinayetlerin sorumluları, hazırlayıcıları sizsiniz!
Size göre ya da çoğu kişiye göre bu olay basit bir ergenlik meselesi olabilir. Ama altında yatan şeyler incelendiğinde kazın ayağının öyle olmadığını göreceksiniz. Meseleyi açmak ve anlamanız açısından tarihsel örneklerle desteklemek  gerek.

Dinleyin! Sizlerin o çocuğu dövmenizdeki temel sebep ergenlik psikolojisi. Ergenlik çağında insanlar kendilerini dünyanın merkezine koyarlar. Bu nedenle yaptıkları şeylerin haklılığına ve doğruluğuna inanırlar. Bu tip düşünceye sahip gençlerin, anne ve babalarının onlara hala çocuk muamelesi yapması ve büyüdüklerini asla kabullenmemesi ki bu bizim toplumuzda sık görülür, çocuğun ciddiye alınmamasına sebep olur. Adam yerine koyulmayan çocuk, kendisini adam yerine koyacak arkadaş gruplarına yönelir. İşte dananın kuyruğunun koptuğu yerde burası.
Bu yaşlarda yetişkin ve güçlü olduklarını ispatlamak isteyen bu ergenlik kitleleri, kas gücüne dayalı sözlü ve fiziksel şiddete meylederek tıpkı arenalarda birbirlerini gaza getirerek şiddeti tırmandıran Romalılar gibi birbirlerini daha da kışkırtarak bu kitleden okulda ve sokakta faaliyet gösterecek olan çeteleri oluştururlar. Baskıyı ve şiddeti olumlayan, farklı olanı ezen ucube bir zihniyete sahiptirler.

Öteki uçtaysa bu grubun mağduru bireyseller, toplumdan farklı düşünenler, yani sizin deyiminizle sessiz sakinler toplanır ki bunlar hem dışlandıklarından, hem ergenliği yaşayamadıklarından toplumsal açıdan ileride zararı görülecek patlamaya hazır bir el bombası haline gelir! Bir cinnetin ardından gelen zincirleme cinayet vakaları barındırırlar!

Bu iki gruptan çıkanlar insanlık için potansiyel tehdittir! Siz o çocuğu dövdünüz, çünkü ailenizin sizi adam yerine koymayışının acısını o çocuktan çıkardınız. Ama ister istemez bir canavar yarattınız. Sizi ilerde yok edebilecek bir canavar. Dahası ileride sizinle birleşerek dünyayı ateşe boğacak bir canavar!
Diyorsunuz ki bugün nefret etiklerimizle nasıl birleşiriz? Nasıl birlikte ezmeye başlarız?
Sizin gruba Maddi Grup diyelim. Yani akran baskısı etrafında birleşen koridor popülerleri.  Öteki uçtaki gruba ise Manevi grup yani her şeye rağmen farklı kalabilip düşünme yetisini her zaman kullananlar. Bu iki grup başlangıçta birbirinden uzaklaşırlar. Birbirlerini iterler. Çünkü ikisi de aslında aynı kutuptur. İkisinde de farklıda olsa nefret söz konusudur. Birinde ergenliği yaşamanın nefreti vardır, ötekinde ise kızlarla gezip tozamamanın, kitlenin kendisini silikleştirmesinden ötürü ergenliği yaşayamamanın nefreti vardır. Maddi kitle adı üzerinde maddedir. Dış etki söz konusu olmadıkça değişmez. Genelde aynı kalır. Manevi kitle değişkendir. Nefreti sayesinde değişerek yükselir. Nefret temel öğedir halen. Öteki grupta da nefret temel öğedir zira hayat liseden göründüğü gibi değildir. Hayattan bir beklentisi kalmayan, içindeki nefret büyüyen bu maddi kitle, bu hırs yaparak güçlenen manevi kitlenin emrine girmeye hazırdır artık. Çünkü iki kitlede de artık sabır taşmıştır.  Yıkıma hazır hale gelmişlerdir.
Böylece dünün ezikleri maddi kitleyle birleşerek Canavar’ı oluşturular! Naziler'i bilir misiniz?

Nazilerin ortaya çıktığı Alman paramiliter yapılanması Freikorps, sanayi toplumu olan Almanların içinden çıkan ve Birinci Dünya Savaşının kötücül etkileriyle yenilgi utancını taşımakla beraber psikolojik sorunları olan bireylerden oluşuyordu. Seri katiller ve sadistler ki sonradan SS yapılanmasına katılacaklardır, aileleri tarafından baskı ve otoriteyle bunaltılan ve kendi otoritelerini, kanunlarını kabul ettirebilecekleri yegane yer olan lisede zayıfları çelimsizleri ezen bu insanlar, Freikorps’ta bir araya gelirken çelimsiz ve zayıf ırkları yok edip güçlülerin egemen olduğu bir dünya kurmak amacını güden Nazi hareketine katıldılar.

Ama onları yönten de bir çelimsiz ve zayıftı. Lisede ezilen ve belki de sevdiği platonik aşkını maddi kitleden zengin bir gence ki sonradan bu genç Alman sanayisinin dişlilerinden biri olup Hitleri destekleyecekti- kaptıran Adolf Hitler.
Diyebilirsiniz ki Adolf zayıf ve çelimsizdi, neden güçlülerden yana bir dünya kurmayı hedefledi?Adolf bir çelimsiz olarak hep uzaktan seyrettiği o güçlülerin özendirici hayatına özendi ve onu elde tutabilmek adına güçlülere yaltaklandı.

Nazizm zayıfların, güçlülere has güzelliklere duyduğu özlemin, “güçlülerin dünyası” ütopyası yada disütopyası adı altında güçlülere yaltaklanmasıdır. Hitler hastaları yok etti, zira kendi de çelimsizdi. Hitler, Yahudileri yok etti zira kendisine göre fakirliğin nedeni onlardı, hatta lisede yaşadığı tatsız bir anı vardı kim bilir?

Hitler kendi ırkını ölüme gönderdi zira ölüme gönderdikleri genç, güçlü ve başarılı insanlardı. Lisede kendine yapılanların acısını ziyadesiyle çıkardı. Sonra yenilince zayıflığının hala sürdüğünü görerek kendini de yok etti. Zira Hitler aslında kendinden nefret etmişti. Hiçbir şeyi başaramadığı için başarılılara ve güçlülere duyduğu nefret aslında kendineydi, zira kendisi bir  çelimsizdi. Hitler milyonlarca Yahudiyi ve engelliyi fırınlarda ve gaz odalarında yakarken aslında kendi zayıflığını yok etmeye çalışmıştı!
Bunda toplumsal etkileri unutuyor değilim. Kendi geleneklerini unutup, onları çarpıtarak modernizm adı verilen ucubeyi sahiplenerek kendi değerlerini yozlaştıran toplum, sizin ortaya çıkışınızda bir başka etkendir.
Bizim toplumumuz savaşçı geleneklerden gelme bir toplum. Zira geçmişe de bakarsak günümüze de bakarsak silahlı gücün her zaman ülkenin hatta 16 devletin kurucu erki olduğunu görürüz. Bizler Orta Asya, İran, Kafkasya, Güney Rusya, Anadolu, Mezopotamya gibi her türlü işgale açık, ancak güçlülerin hakim olabildiği coğrafyalarda yaşadığımız için toplumun güvenlik ve yağma amaçlı  “savaşçı ihtiyacı”ndan dolayı savaşçı toplum olduk. Eski adetlerimize bakarsanız bunun etkisi görülür. Yiğitlik göstermeyene ad koymamak, kan dökmeyeni beyler meclisine oturtmamak gibi.

Bu yüzden toplum güçlülere ihtiyaç duyarken toplumun inkirazına, çöküşüne yol açacak zayıf ve çelimsizlere tahammül edemiyordu. Ama insancıl yönleri de yok değildi. Savaşçılardan kan akıtmaktan başka beklenen şeyler düşmanına saygı duymak, yardıma muhtaçlara yardım etmek vesair şeylerdi. Şimdi de bu değişti. Artık hem savaşçılara hem tüccarlara ihtiyaç duyuyoruz 80’den beri. Ama eskinin şövalyeleri yahut alpleri gibi değil. Yeni sistemin yetiştirdiği katiller ve psikopatlar gibi koşulsuz yok etme makinaları gibi!
Amacımız hala aynı. Güçlü toplum. Tıpkı her toplum gibi halk arasında güçlü kuvvetli kimselere değer verilirken çelimsizlere cin çarpmış lanetlenmiş gözüyle bakılır. Karın kası yerine beyinini çalıştıran çocuğa deli gözüyle bakılır. Zira her çocuk gibi koşup oynamak ve kızlarla doktorculuk oynamak dururken, eve kapanıp kendini geliştiren çocuk normal değildir. Toplum onu korkutur, dalga geçer, aşağılar ve düzeltemezse dışlar. Sonunda ezilmenin etkisiyle o çocuk başarı kazandıkça hırslanır, küçük dağları ben yarattım psiklojisine girer şayet kankası, arkadaşı varsa ona bile rakibi gözüyle bakar ÖSS sınavı sebebiyle.

İşte insanlıktan çıkmış bu ruhî ucubeye toplum kucak açar. Sadece kazanmaya endekselendiğimiz ve sürekli zaferlerle övündüğümüzden dolayı kayıplarımızı ve sebeblerini de inceleyemeyip tekrar sendeleriz ya bu ayrı bir konu. Çelimsizi, zayıfı yani çıkarcı olmayan ve mutlaka kazanmayı amaçlamayan normal olmadığından, düzeltilmesi gereken bir anormal olduğundan psikoloğa götürlür.
Analiz etmeyen, düşünmeyen koyun kitleleri amaçlayan iktidarlar için psikologlar, o sistemin kaleleridir! Zira onların çelimsizi normalleştirmesi demek, koyunlaştırması demektir. Okulunuzdaki rehberlik hocasına o dövdüğünüz çocuğa neler tavsiye ettiğini sorun.

Size “kızlarla arkadaşlık kur” önerisinden bahsedecektir. Sistem kitle üzerinde hakimiyet kurabilmek için kadınları kullanır. Naziler de yapmıştı bunu. Şimdi hala uyugulanmakta. Marjinal ve herkesten farklı birey, “kızlara rezil olma ve yalnızlıktan ötürü delilikle suçlanıp toplumun dışına itilme” korkusuyla, ergenliğin verdiği güdülerlede kitleden farksız hale getirilmeye çalışılır.

Dünyanın bir ucundaki futbol takımlarının oyuncularını ezbere bilen, cep telefonu marka ve teknolojisini adım adım takip eden, arabalardan “tanrıların arabaları” gibi bahseden, karşı cinsten yani üremekten başka şeye kafayı takmayan, kendince çıkarları için hayvan gibi vuruşan, güçsüzü ezen genç, toplum, sistem ve yönetimden oluşma triumvira için ideal insan tipidir.Neden sokakta öpüşenleri ayırırlar da kavga edenlere karışmazlar sanıyorsunuz?
Eğitimde bu yoldadır. Siz neden öğrenciler düşünmeye dayalı sözel bölüm yerine formüllere, hatasız Tanrı’nın sözlerinden daha keskin addedilen sayısal bölüme yönlendirilir sanıyorsunuz? Sistem sorgulanmak değil itaat isterde ondan! Toplum, sistem, yönetim, kültür bunu gerektiriyor. Ama bu oluşum geleceğin canavarlarına da ortam hazırlıyor. Topluma düşman olan birey o toplumdan ve insanlardan nefret eder hale gelerek saldırı anını bekleyen bir canavar gibi bekliyor ve punduna getirince katliama başlıyor. Hitler’de böyleydi. Çelimsiz Adolf Almanya’da iktidara gelir gelmez demokrasiyi rafa kaldırdı. Zira o halkın ne olduğunu gördüğü için halkın yönetimi adı verilen demokrasiyi hiçe saydı. Çünkü toplum ona hiçbir şey ifade etmiyordu.
İşte siz ve geldiğiniz kokuşmuş yapı bu! Artık şu bilinmelidir ki hümanizm işlevini yitirmiştir ve derhal tasfiyesi gereklidir. Antihümanizmin ışığı altında, öncelikle biz farklı olanların ve kendini keşfetmişlerin bu kokuşmuş ucubeyi derhal geçmişe göndermesi elzemdir. Mücadelenin zamanı gecikmiş olabilir, erken olabilir ama şu kesin bir gerçek ki varoluşumuz için akran baskısının getirdiği dürtüleri reddetmeliyiz!
Sizler! Kokuşmuş mediyokrasinin neferleri! Vasatlar! Yok edemeyeceksiniz bizi!

Göreceksiniz! Bir gün marjinaller hepinizi kendi yazdığınız tarihe gömecek! Ezdiğiniz her çocuğun, kendi karanlık şatosu olan odasına her geri dönüp ulaşamadığı platonik aşklar için döktükleri gözyaşları mezarlarınızı kazan kazmalar olacak! Kendi kendinizi yok edeceksiniz!
Antihümanizm hepinizi uykularınızda boğan karabasanlar gibi üzerinize çöktüğünde hümanizm denen çürümüş yapının temsil ettiği her şeyle beraber karanlığı boylayacaksınız!


                                                                                                                      M.B.Y

                                                                                   İlk Taslak: 2007 - Yazılış: 7 Ocak 2010 – Edirne 

2 yorum:

  1. Bize bizi anlatmışsın üstad, biz marjinal ve hala yalnızız, şu durumda uzun süre anlaşılamayacağız ve yalnız kalmaya devam edeceğiz gibi görünüyor. Bu durumu yok etmek için tek silah belki de yazmak tıpkı senin yaptığı gibi. Belki hikayelerimizde intikamımızı alacağız "koridor poülerleri"ne kaçan aşık olduğumuz kızlardan, belki de öykülerimizde iblisleri salacağız kol kası beyninden daha çok çalışan hümanist beyinsizlere, o dayak yediğimiz canilere... Bilmiyorum ne zaman ve nasıl olacak, ama ben senin kadar umutlu değilim marjinallerin zaferi konusunda. Bana asla olmayacak gibi geliyor. Tarihte de her zaman olduğu gibi öldükten sonra biz aykırıların cesedini bulacaklar yalnız bir şekilde. Belki cansız kalmış elimizin hemen yanında son sevdiğimiz kadına yazılmış bir umutsuz övgü olacak, ancak tek avuntum var, bizim gibi olan başkaları da mevcut bu iğrenç düzende. Fikirlerimiz onları da etkileycek kesinlikle. Bizim aykırı düşüncelerimizi her beden kabul etmez, her toprak bizim modernizm karşıtı karanlık ve dışlanmış tohumlarımızı beslemez. Ancak hiç de değil, az da olsa beyninin içindeki karanlık şatolarda modern hümanizmin kör edici sahte ışığını yok etmiş toplum dışı deliler olacaktır, işte onlar bizim solgun mirasçılarımız olarak, benim tek avuntum budur. Bir zamanlar bizim gibi aykırıların varlığını anlatabilecek az sayıda mirasçı, başka da hiçbirşey değil avuntum... Kalemine sağlık, saygılarımla.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumun için çok teşekkür ederim. Bir ara vaktin olursa göz atarsın: http://songulyabanininyeri.blogspot.com/2012/12/ucubelerin-destan-kara-disutopya.html

      Sil