28 Kasım 2012 Çarşamba

Upirler Kalesi

(Bu hikaye yabancı bir arkadaşım için yazdığım bir hayli acemi İngilizce bir hikayenin çevirisidir. O yüzden bazı anlatım hataları görebilmek olasıdır.)
Ashayaa'dan Bodenlos - http://pst-group.deviantart.com/art/Bodenlos-by-Ashayaa-54543131
 
(1539-Eflak-Karpat Dağları’nda herhangi bir yer)

Bir grup Osmanlı süvarisi dörtnala bir şekilde dağlar var ovalar üzerinden ilerliyordu. Belgrad’dan Varna’ya gidiyorlardı çünkü Varna valisi Ali Paşa onları çağırmıştı. Karpat dağları üzerinden Tuna nehri yakınlarına dek gelmişlerdi. Süvarilerin reisi Balaban Osman, Osmanlı İmparatorluğu’nda nam salmış bir savaşçıydı. Oldukça kuvvetli ve cesur biri olarak bilinirdi. Güneş battığı zaman, süvariler bir çingene köyünün yakınlarında durmuşlardı. Yorgundular ve acıkmışlardı.

Süvariler kasabanın hanına indiler, keçi peyniri yiyip ayran içtiler. Savaşçılar kasabanın yakınlarında bulunan gizemli görünüşlü kaleyi seyretmekteydiler. Koca kale korkutucu görünüyordu. Savaşçılar gizemli ve karanlık kalenin hikâyesini merak etmişlerdi. Süvarilerin reisi Balaban Osman, çingenelere esrarengiz kale hakkında sorular sormuştur. Korkmuş görünen çingenelerin hiç biri kale hakkında konuşmamıştı. Balaban Osman öfkeyle gürleyerek bir kez daha kalenin hikâyesini sormuştu çingenelere.

O anda, yaşlı bir çingene kadını hana girmişti. Yaşlı çingene kadını korkunç görünüyordu ve hiç bir Osmanlı savaşçısı onun kocamana korkunç gözlerine bakamıyordu. Yaşlı çingene kadını, Balaban Osman’a yanaştı ve dedi ki: “Hiçbir çingene kara kale hakkında konuşamaz. Neden bunu merak ediyorsun? Orası perili bir yerdir ve oldukça tehlikeli canavarlar kalede cirit atmaktadırlar!”

Balan Osman alaycı bir biçimde güldü ve dedi ki: “Bana bak kocakarı! Adımı hiç duydun mu? Ben, Balaban Osman’ım. Ben ve askerlerim Osmanlı’da bir hayli tanınırız. Biz her yerde, Macarlara ve İranlılara karşı savaştık! Atlarımızın üzerinde doğduk ve kılıçlarımız pek çok şövalyeyi ve savaşçıyı bozguna uğrattık! Biz hiçbir canavardan korkmayız!”

Yaşlı çingene kadını Balaban Osman’a bakarak güldü: “Uzun zaman önce, Osmanlı atlılarından evvel, Vladic isimli bir Eflak Prensi tarafından yapıldı bu kale. O benim büyükanneme iftira atıp öldürttü. Ama atalarım ebaanced falcıydı ve büyükannem kara büyü bilirdi. Prens Vladic’i lanetleyince, ölümünün ardından mezarından çıkmış! Vampire dönüşmüş! Prens Vladic’in Nicoleta isminde bir kızı varmış. Vampir kızı ısırmış, kız kansızlıktan ölmüş. Fakat o kız öldükten sonra hortlamış ve kale vampirlerle cinler tarafından lanetlenmiş! Oraya Upirler Kalesi deriz! O kadar cesursanız kaleye gidin! Gidin ve kuleye tırmanarak bize işaret verin!”

Balaban Osman ve savaşçıları bunun üzerine atlarına binip cesaretlerini kanıtlamak üzere kalenin yolunu tutmuşlardı. Osmanlı süvarileri kayaların üzerinden geçerek kale yoluna tırmanmışlardı. Gece vaktiydi. Kalenin tepesinde ışıklar parlıyor ve gök gürültüleri işitiliyordu. Ortalıkta gezinen ürkünç gölgeler süvarilerin gözlerine görünmüş ve atlarını korkutmuştu. Birkaç adam atlarının sırtından düşerek korkunç uçurumun dibini boylamıştı. Balaban Osman ve diğer süvariler atlarından inerek yola devam etmişlerdi çünkü atları çıldırmış gibiydi. Her bir savaşçı dualar eşliğinde kale yolunu tırmanmıştı. O sırada savaşçıların üzerine yıldırım düşünce birkaç tanesi daha uçuruma yuvarlanmıştı.

Balaban Osman ve sağ kalan beş savaşçı kalenin kapısına gelmişlerdi. Büyük kapıya vurarak ahşap kısımlarını kırarak kaleye girmişlerdi. Savaşçılar duvarlardaki meşaleleri alarak yaktıktan sonra ölü bir mezar dehlizini andıran kale koridorlarında yürümüşler, merdivenlerden çıkarak kalenin merkezine gelmişler, kalenin içerisinde korkunç çığlık sesleri işitmelerine rağmen yüksek kuleye giden yolu aramışlardı.

Savaşçılar kulenin kapısını bulup kuleye tırmanmışlar, merdivenlerin yukarısında gizemli bir tabut bulmuşlardı. Balaban Osman tabutu açtığında bir hayli şaşırmıştı. Çünkü yaşlı çingene kadını tabutun içinde uyurken görmüşlerdi. Kadının köpek dişleri haddinden fazla uzundu ve suratı canavarları andırıyordu. Savaşçılar kendi aralarında söylendiler: “Bu hortlaktır! Upirdir! Çingene kadın upirdir!”

O anda vampirin gözlerini açarak tabuttan kalktığını gördüler. Balaban Osman’ı yakalayarak boğazına yapışmıştı. Diğer savaşçılar kuleden aşağıya inerek kaleden kaçtılar. Kaçarlarken duydukları son şey Balaban Osman’ın korkunç çığlıklarıydı.


SON
4 Kasım 2012 –İstanbul

4 yorum:

  1. Gerçekten çok güzel ve etkileyici bir hikaye. En sonunda çingene kadının vampir çıkacağını beklemezdim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim yorumun için...

      Sil
  2. Kısa olmuş. Üzdün bu sefer.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İngilizce yazıldığından kısa olmuştu bir hayli. Sonradan bu hikayeyi bir de Qırımtatarcası'na aktardım: http://songulyabanininyeri.blogspot.com/2013/12/vampirler-qalas-qrmtatarca-qsqa-qorqu.html

      Sil