29 Ağustos 2013 Perşembe

Doğaüstü Olaylarla Mücadele Derneği (Öykü)

(Bu hikaye daha önceden 16 Şubat 2013'te Baykuş Yuvası'nda yayınlanmıştır.)

(Herkes okusun diye “ağır sansürden” geçirilmiştir… Sonra “Ay çok kaba…”yı bahane edip okumuyorsunuz. Neyse… İmla hataları, hikâye “sokak ağzı” ile yazıldığı için kasten yapılmıştır.)




            Cümleten selamlar. Bu satırları şu an az alkolün eşliğinde, bizim kale harabesinin izbesinde yazıyorum. Tamamen kendi kafama estiğimden yazıyorum. Olur ya bir gün bu deliler ne yapıyorlar, ne bok yiyorlar derlerse insanlar baksınlar örnek alsınlar. Ben yani bu satırları yazan Sami Şengezer, kardeşim Deniz Şengezer, mahalleden Maybaş Kadir, Taramalı Cengiz, Amigo İsmet ile birlikte, “Doğaüstü Olaylarla Mücadele Derneği” adı altında, bir sürü garip yaratıklarla felan savaştık, bir nice olaya girdik. Sonra bizim Maybaş’ın aklına bir fikir geldi nasıl geldiyse “Aga bunları yapıyoruz ama yazmak lazım, yazmadan kimse inanmaz” dedi, ben de sızmayı bırakıp kalkıp yazdım.
            Biz bu boka niye bulaştık peki?
            Bir gün canımız çekti eriğe dadandık. Bahçe, Deli Zehra’nın bahçesi… Uğursuz, musibet bir kadın… İşte ses etmeden bahçeye daldık ama acayip tırsıyoruz. Deli Zehra bir beddua etti mi birimize illa bir şeyler oluyor, acayip bir kadın. Çıktı işte bu bir beddua salladı yine, bahçeden kaçarken bizim mahalleden Sado’nun kafası yarıldı. Kadına acayip kinliyiz. Ama nasıl karşılık verebileceğimizi bilmiyoruz. Sonuçta kadın senelerdir bizim mahallede ve senelerdir milleti bedduasıyla, küfürüyle yıldırmış, delinin teki. Ama işte o son vukuatı acayip tersimize gelmiş, defterini dürücez.
            Çeteyi topladım kale harabesinin oraya dedim böyle böyle, ne yapalım da bu Deli Zehra’dan intikam alalım. Deli İsmet, kendisinden beklenmedik bir şekilde gerçekçi yaklaşarak: “Lan oğlum ne intikamı, Kara Murat mısın Battal Gazi misin? İş almayalım başımıza a… k…!” dedi. Amigo damarına denk getirsek duvara bile kafa atardı ya neyse.
            Maybaş Kadir, her zamanki gibi mevzuya vakıf değildi: “İntikam ne lan?” diye sordu. Taramalı Cengiz, sümüğünü salyasını silerek: “Aykut ağbime sölüm mü? Sölüm mü? Bi sölesem varya yakar mahalleyi yakar!” önerisinden başka bir şey söylemedi. Aykut abi (biz onu Tribün Aykut diye tanırız) gerçekten var olan, tribünlerden mribünlerden gelme cabbar, cevval bir abimizdi ama Cengiz’le gerçekten tanıştıklarını sanmıyordum. Cengiz bir taramalı tüfekten daha hızlı yalan sıkabilme özelliğine sahipti zaten.
            Ben bunlara anında afilli bir konuşma çektim işte, intikam mintikam yani bu Deli Zehra’nın halledilmesi işi felan bi gaza geldiler önce. Tek sorun aklımızda ne bir plan vardı ne bir dümen. Tabi bizim profesyonel bir yardıma ihtiyacımız vardı. Son kalemize, sığınağımıza, hepimizin abisine başvuracaktık. “Chılgın Chafe” isimli internet cafenin güzide çalışanlarından biri olan, apaçi model saçlarının altında muazzam bir bilgelik taşıdığına inandığımız Vedat abiye gittik, mevzuyu açtık. Vedat abi klasik: “S… et oğlum bunları manita yok mu?” yollu muhabbetlere sapınca biz intikamı felan bırakıp bir bildiği vardır diye aldık biraları kale harabesine çöktük. Adam 6 sene açıköğretim kamu okumuş bir bildiği vardır dedik.
            Kafamız güzel oldu felan inceden bu intikam mevzusunu yine açtık. Alkolün de etkisiyle İsmet’in amigo damarı tuttu: “Ben gidip o karının evini basıcam” diye bağırmaya başladı. Vedat abi artık nasıl bir kafadaysa önceleri “Yakışmıyor genç! Yakışmıyor!” diyerek bunu teskin ederken bir anda bu sakinleştirme çalışmasının seyri Vedat abinin ağzından: “Kardeşim basmak mesele değil. Gerekirse ben gidip basayım evi ama değmez şerefsize ciğersize!” cümlesi çıkın değişmişti tabi. Biz abi yapar mısın eder misin diye bilip bilmeden gazlayınca bunu kalktık oradan, Deli Zehra’nın evi basmaya gidiyoruz. Tam o sırada Deniz durdurdu bizi. Kardeşim diye demiyorum kafası böyle hukuklu kitaplı işlere basıyor hani Arka Sokaklar’ın hiçbir bölümünü kaçırmamış, ne ne suçtur kaç senesi vardır biliyor, dedi bu evi basarsak şu kadar cezası var. O sırada Maybaş Kadir: “Biz de kapıyı kırmayız aga camdan gireriz, yapacağımızı yapar sonra çıkarız. Kadın zaten deli, kapı kırılmadıktan sonra kim inanacak evi bastığımıza!” dedi. Maybaş ama işte kafası bazen böyle zehire bağlıyor. Biz dedik o zaman madem öyle merdivenle camına çıkalım öyle halledelim.
            Ev zaten ahşap mahşap iki katlı. Kahvenin arka bahçesinden yürüttüğümüz paslı merdiveni dayadık, Vedat abi önde, ben arkada bizim elemanlar merdiveni tutuyor, cama tırmandık. Ulan kafa alkollü ya camı dışarıdan nasıl açıcaz onu düşünmedik? Vedat abi manyağa bağlamış camı yumrukluyor. Işıklar yandı, Deli Zehra’nın perdeleri açmasıyla Vedat abiyi görmesi bir oldu. Gecenin köründe uykulu kafayla Vedat abiden önce Vedat abinin apaçi saçlarını görünce korkudan çığlık çığlığa tam aksi yöndeki arka camdan atlıyor bu, süresiz hastane.
            İşte o olaydan sonra biz kendi çevremizde bir isim yapıyoruz ama hani böyle daha dernek felan yok ortada. Hani böyle elimizden geliyor bu işler, böyle bedduası beter deliyi haklamışız felan. Bir gün arsanın orada bütün gün Şahin’le duran abiler çağırdılar bizi yanlarına. Bir tane lavuk varmış, mahallenin az aşağısında bir kafede kahve falı bakıyormuş bu. Arada işte ruh çağırcam muh çağırcam amacıyla karı kız kafalıyormuş, işte kızlara yavşayıp milleti sevgilisinden ilişkisinden ayrıyormuş, manitalarına bunları kötülüyormuş felan. Dediler biz şimdi bunları döveriz ama bu cin min çağırır siz Deli Zehra’yı halletmişsiniz duyduk gidin bu elemanı da halledin size beddua büyü müyü işleme. Dedik abi karşılığında ne olacak? “Siz halledin bi... Sonra bakarız.”
            Hemen akıl hocamız Vedat abiye gittik, bu ilk kovaladı bizi “Sizin yüzünüzden adım sapığa çıktı, Zehra’ya hallendi diyorlar arkamdan a… k....larım!” diye ama tabi onu bizden başka dinleyen, saygı gösteren kim vardı ki sonra vazgeçti “Gelin lan gelin hadi.” dedi gittik yanına. Açtık mevzuyu. Bu falcıyı halletme planımızı duyunca ilkin: “Dün bir bugün iki eşkıya mıyız çete miyiz oğlum biz, tetikçi mi olduk ne bok yedik benim haberim olmadan beni mi kullanıyorsunuz a… k…?” dediyse de sonra: “Gidin elemanın gözünü korkutun, Zehra beddua edemediyse bu haybeci üfürükçü lavuk bir şey yapamaz herhalde…” diye de gazladı bizi.
            Karşımızda daha metafizik bir şey var tabi. Fal bakan, ruh çağıran medyum gibi büyücü gibi bir şey… Beddua eden delinin bir level üstü tırsıyoruz a… k… . Hemen kafenin önünde pustuk, akşama doğru bu çıktı önünü kestik. İlkin insanca uyardık, dedik mahalleden git insanların huzurunu bozma felan. Bu diklendi hatta tehdit etti yok muska yazarım yok cin çağırırım. Biz artık nasıl bir metafizik avcı moduna bağlamışsak iş kavgaya döküldü. Ben böyle Şeytan filmindeki rahip dayı gibi bağırıyorum: “Çık mahalleden! Terk et! Huzurumuzu geri ver iblis!” Biz bunu artık nasıl dövdüysek bu kaçtı. Çok bağırdı onu çağırıcam bunu çağırıcam diye ama gelen giden olmadı. Mahallede namımız artmıştı. Muhitimizde adeta canavar avcısı Sadettin Teksoy gibi olmuştuk. Ses gördüm, ışık duydum, karabasan bastı diyen soluğu bizde alıyordu.
            Vedat abi çağırdı bir gün bizi, gittik internet cafeye, kantır oynayan liseliler dolmuş o sıra icabında sis atan sis yiyen cefakar gençlik, bize böyle baktılar garip garip sonra geri sis yemeye devam ettiler. Vedat abi: “Gençler bu iş böyle olmaz. Daha örgütlü mücadele şart!” dedi. O sırada youtube videolarına yorum yazmakta olan bir liseli p.ç kafasını ekrandan kaldırıp boru gibi sesiyle: “Örgüt mörgüt ne diyorsunuz lan siz?” diye diklendi. Ben sinirle üstüne yürüdüm ama Vedat abi engelledi, youtube’da Kurtlar Vadisi fon müziklerini kendi silahlı resimlerinin altına döşeyip paylaşan meczubun tekiymiş. Silah milah diyince ilk tırstık sonra namımıza halel gelmesin diye dikildik başına. Boncukluyla poz veriyormuş beynini s…timinin angutu iki tokat attık ağlayarak kaçtı. Vedat abi bizi sakinleştirdikten sonra hemen dedi: “Oğlum bu iş böyle serseri gibi yapılmaz. Bunu paraya dökün. Millet zaten huylu, duvarda gölge görse, ses duysa size gelir, size para verir, cin kovalayacaz peri yakalıyacaz diye köşe oluruz lan! Akarı yok kokarı yok temiz iş!”
            Tamam, ama nasıl toplanıcaz ne yapıcaz? Çıkardı bu bize birkaç dividi verdi. “Supernatural, bunu izleyin anlarsınız.” deyince aldık dividileri eve yollandık. Diziye göre iki tane kardeş var bunlar hep böyle yaratıkları maratıkları avlıyorlar, işte vampir dövüyorlar, iblis kovalıyorlar falan. İşte ondan sonra karar verdik, böyle teşkilatlı meşkilatlı bir şey olucaz, silahlanıcaz bilfiil garip yaratıklarla savaşıcaz…
Vedat abilerin cafeye gittik tekrar izledik abi dedik bu hemen dükkanın bir köşeye masa koydu sağolsun. Üstünü örttük, kalemlik, kolonya, ajanda falan koyduk işte konuyla alakalı diye astrolojiyle cinlerle ilgili üç kitap koyduk süs olsun diye kahve içinde açılmış emlakçı ofisi gibi oldu. Kapısına da afilli, tahtadan levhayı çaktık, eşek kadar harflerle yazacaktık müessesemizin ismini ancak isim bulamamıştık. “Bizim Avcılar”, “Şen Savaşçılar” olmazdı. Bize hem amacımızı anlatan hem de reklamımızı yapacak bir isim lazımdı. Onu da sağolsun Vedat abi buldu. “Doğaüstü Olaylarla Mücadele Derneği” diye. Sorduk hemen: “Abi neden dernek?” diye. “Oğlum şimdi müessese açtınız vergi levhası felan gerekir. Dernek adı taşıdınız mı kimse sizden kıllanmaz dışarıdan bakan hayır hasenat işleriyle uğraştığınızı zanneder…” dedi.
            İşte böyle teşkilatı kurmuştuk. İlk zamanlarda haybeden işler gelmişti. Aşağı mahalleden bir teyzenin geceleri altına işeyen torunu için büyü yaptığını söylediği komşusunu korkuttuk, sonra çocuğa muska yazdık. Muhtar “Üzerimde nazar var beni çekemiyorlar muhtarlığımı kaybedebilirim” dedi diye tütsü mütsü yaktık, okuyup üfledik. Ancak asıl mevzu kendini sona saklamıştı ve zaten teşkilatımızı teşkilat yapan da bu mevzu olacaktı. Gerçek doğaüstü varlıklarla karşılaşacaktık…
            Peki, bu nasıl oldu?
            Her şey mahalleden Fahrettin abinin mekânımıza gelmesiyle başlamıştı. Anlattığına göre mahalleye tekinsiz Gaylıs isimli bir eleman (Giles yazılıyor), Bafi, Encıl, Sıpike, Vilov, Ali İskender diye yanında birkaç kişiyle gelip lisenin kütüphanesine yerleşmişler. “Bunlar ne biçim isimler aga, kod adı mod adı olmasın anarşist mi bunlar?” diye sorduk. Kendilerine “Bafi Dı Vampir Salayır” diyorlarmış.
Büyük kızı Ayşe’yi de aralarına katmışlar geceleri mezarlıklarda fink atıyorlarmış. Kızını defalarca uyarmasına rağmen başa çıkamamış. Fahrettin abi asabi adamdır sorduk tabi niye başa çıkamadığını, elemanların cinli perili olduğunu söyledi. Bunların mekâna girip çıkan ters ayaklının, çarpığın haddi hesabı yokmuş. Televizyona çıkmadan evvel bize başvurmuştu.
Fahrettin abinin söylediklerine göre mahalleye harbici tekinsiz lavuklar takılmıştı. Bunlara mani olmak için kızı Ayşe’yi eve kapatmasını söyledik, biz de ekipçe evine gittik. Elemanlar eve Ayşe’yi almaya geldiklerinde meseleyi anlayacaktık. Biz ne bilelim fuhuş çetesi midir organ mafyası mıdır? Evde otururken biz, bu kız arka camdan kaçmış tabi, bir de mektup bırakmış “Sıpike ile birlikte kaçıyorum beni unutun” diye yazmış. Maybaş sordu: “Sıpike kim aga?” diye. Fahrettin abi kızla takılan sünnetsizin teki olduğunu söyledi. Ne olaylar dönüyordu anlayamamıştık. Fahrettin abi delirdi tabi. O sırada kütüphaneden aradılar bunun evi, biz de belki mafya işidir, karanlık adamlardır diye diyafonu açtırıp görüşmeyi kayıt altına aldık. Aynen yazıyorum:
Giles: Alo?
Fahrettin: Ne var kardeşim?
Giles: Ben Ayşe'yi sormuştum ama...
Fahrettin: Sen kimsin kardeşim? Niye arıyon Ayşe’yi?
Giles: B-b-ben kütüphaneci Giles?
Fahrettin: Gızın aklını garıştıran sensin deelmi? Adresini ver geliyom lan? Hanım! Tinerle çakmağımı getir! A… g…caam!
Giles: Tiner mi?
Fahrettin: Evet tiner yakacam seni! Bir genç kızın gece gece mezarlıklarda ne işi var lan a… k…..munun sapığı?
Giles: Ama o dünyayı koruyo...
Fahrettin: Dünyanı s…tirtme lan! Bi benim kızmı kaldı lan? Ha? Cevap ver lan p….k! Tuttun genç namuslu bi kızın afedersin ormanlarda barlarda yok mezarlıklarda it kopukla ne işi var lan a…. g…duğum! Bizim bir aile şerefimiz, namusumuz yok mu lan? Konuşsana p.şt!
Giles: Fahrettin Bey lütfen sakin olun...
Fahrettin: Neyine sakin olcam lan gözlüğü s…tiğiminin? Neyine sakin olcam? Kız gaçmış... Mektup bırakmış bak mektup bırakmış dinliyon nu lan kütüphanesini s…..tiğim g…atı?
Giles: Evet Fahrettin bey...
Fahrettin: Bah nediyo bah.. .Kaçmış bu..
Giles: Kaçmış mı?
Fahrettin: Kaçmış tabi g.t! Kaçmış... O bi tane Sipak mı sapık mı ne sarı kafalı sünnetsiz gavur satanizt bi herif varya... Onla gaçmış işte...
Giles: İyide benimle ne alakası var...
Fahrettin: Ne demek lan benle ne alakası var? Sen bu kızı barlara mezarlara çıkarırsan gecenin bi vakti... Kız onada kaçar davulcuya da kaçar s….k! Ver açık adresini lan! Ver!
Giles: Ama...
Fahrettin: Ver ulan adresini... Amanı s….rim senin! Geçen kız dediydi cehennemin ağzımı yüzü mü ne? Ver lan adresini? Seni o kitaplarınla yakacam kızın aklına girdin o….. ç…u!
Giles: Bakın Fahrettin bey sakin olun...
Fahrettin: Senin sakin ol diyen dilini s…m ben! Senin kızın var mı? Yoh! Ne gonuşuyon sen? Senin yüzünden kahveye gidemiyorum! Gittimi diyorlar “Ooo Fahrettin abi senin kızı mezarlıkta gördük geçen”diye… Benim piskolojim bozuldu evde çozukları kadını dövüyom onların da pisikolojisi bozuldu reva mı lan bu? Reva mı lan susma gözlüğünü s……minin!
Giles: Şiddet hiç bir şeyi halletmez beyefendi?
Fahrettin: Sen mi diyon bunu? Lan d…bük geçen kızın odasına girdim afedersin tahta kazıklar kılıçlar zincirler buldum... Bunlar fantezi aletleri deel mi? Sapık herif… Allah belanı verecek senin… Ver adresini geliyom oraya!
Giles: Bakın ama o seçilmiş... Vampirlerle ve iblislerle savaşıyor, bizim savaşçılarımızdan birisi.
Fahrettin: Ne seçilmişi lan y…m ne seçilmesi? Ben seçecem seni sen ver adresini? Ver ulan! Konuşsana sapık herif...
Konuşmadan anladığımız kadarıyla bizim ekmeğimize ortak çıkanlar vardı. Biz tezgahımızın önüne taş koydurmazdık. Mahalledeki ihtiyacı görüp canavar avlıyoruz diye dükkan açmışlardı demek ki! Evden çıktık, yerden aldığımız taşlarla sopalarla mezarlığın oraya gidip pusu kurduk. Bunlar geldiler işte iki kız, üç erkek biri gözlüklüydü. Mezarlıktan tam geçeceklerden yollarını kesip ağızlarını yüzlerini yamulttuk. Gözlüklü bize burasının tehlike altında olduğunu, cehenneme açılan bir kapının olduğunu falan söyledi. “Cehennem Ağzı” buradaymış güya. Amigo İsmet buna kafa atıp: “Senin ağzını yüzünü s…m! Terk edin lan maalleyi! Bize ortakçı mı çıkacaksınız?” diye bağırdı. Bunlar nasıl korkmuşlarsa artık aynen topuk. Fahrettin abiyi gördük yolda elde tiner gidiyordu. Mahalleden kovduğumuzu söyledim lavukları. “Benim kız nerede peki?” dedi. Uzmanlık alanımıza girmediğinden yardımcı olamayacağımı söyledim. Maybaş: “Aga sen Müge Anlı’ya felan git, biz nereden kayıp bulalım…” diyince Fahrettin abi tinerle bizi yakmaya kalktı, kaçtık tabi.
Mahallenin beti bereketi açılmıştı bu canavarlar, ecinniler konusunda. İpini koparan yaratık, manyak, psikopat mahalleye geliyor biz de onları “kendimize özgü” yöntemlerle kovalıyorduk. İşte bir gün Zabıta Muammer abi var bizim o geldi, ancak bizim çözebileceğimiz bir mevzu olduğunu söyledi. Aşağı mahallede kaçak elektrik ihbarı gelmiş bir tane bir gidiyorlar lavuğun biri bir tane villa yaptırmış, içinde bir sürü elektrikli eşya. Deli gibi bakıyormuş, bir tane iri yarı elemanın tekiyle gezinip duruyormuş, adamın ölü dirilttiği falan söyleniyormuş. Gittik baktık, adamı takibe aldık. Bu harıl harıl mezarlardan ceset çalıp, iğne iplikle dikip elektrik veriyor bunlara, manyak mıdır nedir anlayamadık. Gittik kapısını çaldık lavuğun, mahalleyi terk etmesini söyledik insanca. Arkasındaki yaratık bize diklendi, iki metre bir şey. Bu da ondan yüz buldu dedi: “Ben Frankenştayn’ım! Ölümü yeneceğim!” Maybaş delirdi: “Tövbe de lan! Ölüm var ölüm! Tövbe de!” Aramızda arbede çıktı, mahalleli camda, balkonda bizi seyrediyor. Bizim Amigo kafayı çekip gelmiş: “Barındırmaycam sizi burada! Barındırmaycam!” diye bağırmaya başladı, polis geldi. Hep birlikte karakola gittik. Kaçak elektrikten ve ölü soyuculuktan verdiler bunlara cezayı bizi saldılar, komiser çıkmadan: “Ona buna dayılık yapıyormuşunuz bi’ daha sizin adınızı duyarsam kırarım kafanızı, it kopuk musunuz lan!” diye azarladı bizi.
Yine bir gün evlere dağılacağız, akşam vakti mezarlığın tepesinden bir uluma sesi duyduk. Gittik baktık sesin sahibine bu sefer mahalleye kurtadam dadanmış. Hemen bilgisayardan baktık bu kurtadam nasıl temizlenir, işte gümüşle ölüyorlarmış. Kafedeki Kurtlar Vadisi özentisi liselilerden birinin nal kadar bir gümüş yüzüğü vardı, zorla aldık bunu elinden gittik sonra kasaptan birkaç et parçalı kemik memik aldık birkaç tane yüzüğü koca bir kemiğe takıp mezarlığa gittik. Lavuk dolunaya karşı uluyordu, bizi görünce kırmızı gözlerini dikti üzerimize. Attık üzerine kemikleri bunun, bu hepsini yalayıp yuttu gümüş olanı da yutunca dellendi biraz sağa sola savurdu kendini geberdi gitti sonra.
Mahallenin yaratıktan yana beti bereketi açılmış bir kere. Bu olaydan bir iki gün sonra bize yine ihbar geldi. Mezarlıkta satanizler ayin yapıyorlarmış. Bu sefer normal insan olduklarını düşünüp sadece kelebeklerle sopalarla gittik mezarlığa. İsmet bir ara yine dellendi: “Ömrümüz mezarlıklarda geçiyor a… k…! Parasında değilim gücüme gidiyor, Mezarcı Süleyman abi bizim kadar girmiyordur!” Maybaş bunu sakinleştirmek için: “Ekmeğimizi çıkarıyoruz! Günah mı lan! Ekmek bu! Adam mı kesiyoz! Haraç mı alıyoz! Namusumuzla ekmeğimizi kovalıyoz!” diye nutuk çekince sakinleşti biraz. Neyse gittik mezarlığa baktık sırtında cüppeler, ellerinde bıçaklar. Çatal matal bir şeyler diyorlar biz de tam anlayamadık. Yarı çıplak olduklarını fark edince iyice anladık bunlar kesin satanizdi, ayin bahanesine milletin karısına kızına askıntı olmuşlardı. Tam o sıralarda aşağıda, camiiden çıkan birkaç kişi: “Burası Müslüman mahallesi löaayn! Fuhuş mu yapıyonuz löaaayn!” diye bağırınca bunlar kaçtı tabi, biz de peşinden gittik. Bu sefer ta öbür mahalleye, umuhanelerin uygunsuz evlerin sokağına daldı bunlar. Ne kadar mama, çaça, hacı ana varsa “Bize ortak mı çıkacaksınız? Ta Moskova’dan Rusyalardan gelip buralara mı dadandınız?” diyerek sopalarla, fedaileriyle bunlara girişi meçhule doğru kovaladılar. Bu sefer bizim bir etkimiz olmamıştı. Mahalle baskısı ile fuhuş sektörü el ele vererek mahallemizdeki sataniz yuvalanmasını engellemişlerdi.
Ancak sonradan mahalleye daha büyük bir bela gelmişti. Hayatımızın işini o zaman halledecektik işte. “Doğaüstü Olaylarla Mücadele Derneği” kendini bu şekilde kanıtlayacaktı.
Mahallede bazı esrarengiz kayıp vakaları göstermişti. Mahallemizden genç kızlar ortadan kayboluyordu. Mafya işi falan sanmıştı millet mevzuyu. Biz de öyle sanıyorduk, hatta birkaç müşteri gelip kızlarını bulmamızı istediklerinde Vedat abi geri gönderiyordu hepsini: “Mafya çıkarsa sakat… Bi dakka barındırmazlar burada, mafya sakat…” diyordu. İşte bir gün işe gittik yine, liselilerin bağrışmalarını dinleyerek ömür çürütüyoruz. Bizim Maybaş gelmedi! Sabahtan yok, akşam oldu yok, nerede bu Maybaş! En son bu gün battıktan sonra tam çıkacağımıza yakın geldi: “Aga mahallede vampir var, kitap çarpsın ki vampir var!” diye bağırmaya başladı. İlk dedik kesin içti miçti, kafası güzel, adamın lakabı zaten maybaş niye inanalım? Bu bizi çekiştire çekiştire bir yere götürdü. Mahallenin yukarısında inşaatlar vardı, arazi konusunda mafyayla sıkıntı çıkmış, sahibi kurşunlanmış, yarım kalmış siteler işte. Gittik oraya bir bodrum katına indirdi bizi. Baktık dört tane tabut var. Amigo buna terslendi: “A…. k….n maybaşı! Ne vampiri lan! Belki mal kaçırıyor adamlar, zaten mafyayla muhabbeti var buranın ne tuttun getirdin bizi!” diye.
Bir baktık tabutların kapağı açıldı. Bizim mahalleden üç kız çıktı üçünden ama eskisi gibi değillerdi böyle solgun yüzlü, ölü renkli falan. Dördüncü tabuttan sarı kafalı, beyaz beyaz parlayan, sivri dişli züppe kılıklı bir şey… İsmet sordu: “Aga bu Zeki Müren’in sahne kostümleri gibi niye parlıyor?”  diye ama biz de bir mana veremedik tabi. Mahalleye dadana dadana vampir de mi dadanmıştı? Peki vampir olduğundan nasıl emin olacaktık? Adam kızlarla “Öyle değil mi Olric-evet efendimiz” gibisinden kendi kendine konuşuyordu kızlar da bunu hayran hayran dinliyordu. Şiir miir okuyan entel dantel tayfadan biri de olabilirdi. Aradık Vedat abiyi emin olmak için, sorduk: “Abi bu Olric kim?” diye. Facebook’ta falan hep yazıyormuş kızlar Olric molric diye ama kendi de bilmiyormuş. “Şarkıcı falan herhalde ne yapacaksınız oğlum Olric’i?” diye fırça attı. Eleman kızlardan birine baktığı sıra kızın bileklerinden birini dişleyince biz duruma aydık ama ilk başta ne yapacağımızı bilemedik tabi. Vampir olup olmadığını öğrenmemiz lazımdı.
            Sonra aklımıza bir plan geldi. Gittik bizim Şahinci abilere durumu anlattık. Mahallenin namusu falan diye anlattık. Olric’i duyunca içlerinden biri dellendi: “Ben biliyom beni eski manitada sürekli Olric yazıyordu. Kim bu lavuk diye sordum, “Üff sana ne be salak” dedi ayrıldık. Kesin bu o lavuk gidip ağzını burnunu kıralım!” deyince bunlar harala gürele inşaatın oraya doğru yürüdüler. Tam da o sırada bu lavuk yanında kızlarla dışarı çıkıyordu. Şahinciler dikildi bunun karşısına. Bizim sokaklarda bu tayfanın saldırmadan önce mani okuyup, şiir okuyup hasmına meydan okuması durumu vardı bu sevgilisinden ayrıldığını düşündüğü eleman gitti bu vampirin önüne başladı okumaya: “Tarz giyinip tiki olmasak da, pantolonu düşürüp küpe takmasak da, saçlarımızı şekil şukul yapmasak da bizler de delikanlıyız. Kızlar bizi sevmeniz için illa Olric mi diyelim?” diye. Vampir bunlara tıslayınca bıçak çekip saldırdılar. Ama vampire bir halt etki etmedi tabi vampir bunları kovaladı. Amigo İsmet haliyle söylendi: “A…. k…! Bıçaklamayla olsa biz takarız emaneti nedir ki? İş mi bunların yaptığı şimdi?”
            Bizim tez elden silahlanmamız gerekiyordu. Vampirleri avlamak için kazık, çekiş, çivi falan toplayacaktık dağıttık bizimkileri, Vedat abinin kafesinin önünde buluşacaktık. Beş on dakika geçti geçmedi bizim Amigo İsmet, elinde babaannesinin hacıdan getirdiği ezan okuyan saatle çıkıp geldi. “Saatle vampir mi öldürülür lan?” dedim, “Oğlum üç harfli muhabbetlerinde ezan okuyan saatten gelen ezan sesiyle üç harfliler kaçtı diye anlatıyorlar ya ondan getirdim.” diye karşılık verdi. “Aga ezanı biz okusak?” teklifimi de: “Yanlış manlış okuruz, çarpılırız sonra. Bu daha garanti!” diyerek reddetti. Taramalı Cengiz: “Ben silah milah bilmem Aykut abiyi çağırıp geliyorum” dedi. Meğerse yalan değilmiş Aykut abi bunu harbiden tanıyormuş. Geldi yanımıza, gözler kan çanağı belli şarabı çekmiş. Durumu anlattık, dalga geçtiğimizi sandı “Beni kimlerle muhattap ediyorsun lan s…!” diyerek Cengo’yu dövmeye başladı. Elinden alamadık bizi de döver diye, siniri geçince gitti zaten. Cengiz de gitti bahçelerinden balta kapıp geldi: “Çok pis gaza geldim ben bu vampiri s….r atarım aga!” dedi. Maybaş Kadir gelmemişti. En son o da geldi. Bir baktık kucağında koca koca çingene çivileri, tahta kazıklar, birkaç baş sarımsak. Filmlerden gördüğü şeyleri toplamış gelmiş ama peşine de inşaattan çaldığı malzemelerden dolayı inşaatçıları, sarımsaklarını çaldı diye Hanife teyzeyi takmış öyle geliyordu yanımıza. Adamlar kazmayı küreği sallayıp bize küfredince Maybaş’ı da alıp anında toz olduk, iki çivi üç sarımsak aldık diye gördüğümüz muameleye bak a… k… neyse.
            Vampiri denk getirince ezan okuyan saati çalıştırıp sarımsakları önde tutarak bunlara yanaştık. Kızlar adamı korumak için önüne siper olmuştu, ağır hipnoz etkisi altındalardı. Ama bizde çare tükenmezdi. Amigo: “Kızlar! Aşağıdaki AVM’de Kenan İmirzalıoğlu’nu görmüşler!” deyince kızlar Olric’i molric’i anında satıp kaçıp gittiler tabi. Vampir ona yaklaştığımızı görünce bize “abi” ayağı çekti, “kurbanınız olayım kıymayın bana” diye yalvardı. Cengiz baltayı kafasına indirmeye başlayıp: “bizde af yok lan! Bizde af yok!” diye bağırdı. Onu bir köşeye çekip “Öyle olmaz aga diyerek” çivimizi kazığımızı çakıp, insaniyetle kafasını gövdesinden ayırıp ağzına sarımsak doldurduk. Bizi bulan Hanife teyze sarımsakları ziyan ettik diye bastonuyla girişti ama ezan okuyan saatle gezdiğimizi görünce duygulandı: “Bu sene de hacca gidemedim. Umreyi gideydim bari.” diye efkarlandı. Üzüntüsüne eşlik edip Vedat abiye uğrayıp durum bilgisi verdik. Silahları sakladık. Kızlar ailelerine dönünce biz olayı çözdüğümüz söyleyip cesedi gösterince az biraz para verdiler. Tekele uğrayıp iki kasa bira, çerez merez aldıktan sonra kafa dağıtmaya kale dibine çıktık.
            İşte bu satırları ondan sonra yazmaya başladım. Derneğimiz hayırlısıyla kuruldu. Gücünü dosta düşmana karşı gösterdi. Bakalım daha ne mevzulara girecektik…
SON
Mehmet Berk Yaltırık – 9 Şubat 2013 Edirne

5 yorum:

  1. Gerçekten başarılı olmuş bir hikaye. Karakter tiplemelerine çok iyi çalışılmış güzel espriler döşenmiş.

    Kafama takılan tek şey telefon konuşmasında geçen "p….k!" küfrü. O kadar küfür literatürüm var bunu bilmiyorum. acaba p... k... falan mı olacaktı da yanlış mı yazıldı diye düşünmeden edemiyorum.

    YanıtlaSil
  2. Ben hikâye tekniği müknüğü bilmem de, satanizlerin kerhane sokağı beri kovalanması sahnesi hariç aşk ve seks öğeleri -öğenin altını çizdi "öge" bak bunu çizmedi- göremedim aga hikâyede.

    İyi adam kim, kötü adam kim belli değil, herkes iyi gibi ama şartlar onları i.neleştiriyor sanki Yavuz Turgul tadında diyeceğim ama hikayede kafası ayık adam akıllı bir jön ve manitayla öpüşme felan sahnesi aradım, bulamadım.

    Bir de "maybaş" çok yakın geldi bana, samimi bir hikaye, bizden, gerçi bizim mahallede kale dibi, mezarlık, kerhane üçgeni yok ama Gri Kunduz'un dediği gibi karakterler ve kafalarının güzelliğiikna ediyor insanı.

    Saygılar ve başarılar dilerim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Eyvallah. Bazı mevzuları buradan açıklayayım. Olayların geçtiği yer öyle kurgusal gelişti ki karakterlerin kendisi kadar fantastik olup çıktı. Bir de ben öyle pek klasik jönlü iyi adamlı hikayeler yazamıyorum, en uçuk adam bile senin benim gibi biri oluyor. Birkaç hikayemde jön diyebileceğim adamlar varsa da onlar da karanlık tipler bir defosu var. Bu daha çok ilk gençlik mahalle damarından girdi. Satanizleri aslında yazarken mahalle halkına kovalatacaktım ama daha absürt olur diye kerhaneler sokağı oluştu kafamda. Seks ve aşk ögeleri çoğu hikayemde yoktur, televizyondan edebiyata sulu zırtlak romantizm muhabbetini aşırı dayattıklarından bünyede bir tiksinti oldu. Ancak bu hikayenin ilerisine tekabül eden taslaklardan azıcık bilgi çıtlatayım mevzu o yönlere de kayabilir, garantisi yok. Eyvallah yine yorumun için, okur istesin onu da yazarız :)

      Sil
  3. 1989 model karate filmi senaryosu yazmıyosun elbet üstad, sıkıştırma aşk-seks sahneleri bozar zaten senin öyküleri. Biz de matrakta tuzumuz olsun dedik.

    Absürtte bir numara öyküler... Diyaloglar sıfır kilometre ve önemlisi ultra naturel.

    Okurun keyfi gıcır sen merak etme.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tekrar eyvallah. Okurun keyfi gıcırsa mesele yok, öykünün aromasını bozmadan okura sunmaya, gece gündüz çalışmaya devam edeceğiz. Sağolasın yorumların ve desteğin için.

      Sil